Amber Sanat ve Teknoloji Platformu’ndan Ekmel Ertan ve Fatih Aydoğdu ile konuştuk;

Aytaç Timur : Biz maalesef çok az tanıyoruz Amber’i. Bizi çağırdınız haberdar olduk, hikayenizi anlatır mısınız

Ekmel Ertan: Neresinden başlayalım… Amber Sanat ve Teknoloji platformu daha doğrusu biz 2007 de İşlevsel Sanatlar Derneği adında bir dernekle başladık. Derneğin temel hedefi; teknoloji, beden-dans gibi alanlarla ilgiliydi; interaktivite ama zamanla çok daha geniş bir alana yayıldı. Bu meselelerle uğraşmak için başladık. İlk yaptığımız şey de Amber Festivalini organize etmekti çünkü bir şekilde görünür olmak ve alanı tanıtmak gerekiyordu. Bu alanı biraz görünür hale getirmek için festival birinci işimiz oldu. Fakat festival yapmak fevkalade zor ve bütün yılı alan bir iş olduğu için özellikle de bağımsız kurumsal desteklerin olmadığı koşullarda  ondan sonraki yılların da hakim etkinliği festival olmak zorunda kaldı. Bir de kolunuzu kaptırdığınız gibi gidiyor.

2007 senesinde büyük ölçüde festivali şeyle yaptık; bankadan kredi çektik, Fransız Kültür’den destek istedik ve başardık diyebilirim.

İstanbul, 2010 Avrupa Kültür başkentiydi. 2008 senesinde onun projeleri açılmıştı, başvurduk ve üç yıllık bir şey destek verdiler. Dolayısıyla 2008, 2009 ve 2010’da bu destekle yol aldık. Bu, aslında bizim devam etmemizin için motivasyondu. Bu üç yıllık destek çok önemliydi çünkü ilk yıldan sonra ikinci yıl parayı bulamasaydık, üçüncü yıl tökezleyecektik ama dört yıl bu destekle kazanılan deneyim, aslında ondan sonra para olmasa bile bir şekilde devam etmesini sağladı.

Ancak bütün bunların ötesinde esasen 2008 senesinde Avrupa Projelerine ortaklık yapmaya başladık. Böylece buralardan gelen maddi desteklerle, festivalimizle örtüştürerek ilerledi. 2011 senesi ve sonrası böyle bir maddi destek olmadan devam ettik, zor senelerdi ama motivasyonumuz ve deneyimimiz bize güç verdi.

A.T : Her yılın bir ana teması oluyor, değil mi ?

E.E : Evet

A.T. : Bu tema beklediğiniz yankıyı buluyor mu?

E.E : Yani ufak bir alanda üretiyor; Çevredeki bu işin katılımcısı olabilecek insanlarda. Ama bir yandan Amber yeni gelen jenerasyonu da bu işe katılımcı olarak katabilen bir şey, mesela çocuklara ve gençlere çok fazla şey sunan workshoptu şuydu buydu. Bu yüzden de böyle biraz böyle büyüye büyüye aile olarak giden bir alan ama bu sene değişti.

A.T. : Bu sene çalışıyorum öyleyse varım deyince çoçuklarla gençlere hitap etmedi mi ?

Fatih Aydoğdu   : 2007’den  beri aslında bizim temalarımız hep teknoloji ama bir teknoloji ülkesinden örneğin Almanya’dan söz etmiyoruz, buradaki teknolojiden söz ediyoruz. Hemen komşumuz Irak’ta 2006 yılında savaş başlamıştı; dolayısıyla teknolojinin en iyi kullanımlarından bir tanesi sınırımızda idi ve biz o teknolojiyi üretmeyen bir toplumda teknoloji ne anlama geliyor diye sorarak, buralara bağlayarak başka bir perspektiften bakmaya çalıştık. İlk senenin başlığı ses ve tutunmaydı. Yani bu teknoloji içerisinde sesimiz nasıl değişiyor, o tasavvufi anlamdaki iç sese ne oluyor. Bir yandan da iç sesimiz, teknoloji sesimizi nasıl değiştiriyordu ve bunun içinde biz nasıl tutunuyoruz. Dolayısıyla ondan sonraki temalar da hep böyle bir interpasif   persona mesela interaktifeden söz ediyoruz ama aslında aktif miyiz pasif miyiz teknoloji karşısında nasıl bir personamız var bunları tartıştık. Mesala interpasif sonra siboplaştıramadıklarımızdan mısınız? Hep böyle gidiyor temalar zaten hep sorgulanmasını istediğimiz konulardı bunlar. Ya da sorgulanmasının gerektiğini düşündüğümüz bir yerden yakalamaya çalışıyoruz. Bu nedenle orada da belli  bir duruş da var. Temaların wordingi de onu içeriyor aslında bu yıl da çalışıyorum  öyleyse varım. Bunun içine almıyacağına bir kimse varsayıyoruz ki orada bir eleştiri içeriyor.

E.E : Geçen senenin teması merkezileşmeydi.

F.A. : Orada da enteresan şey vardı; Akıllı teknolojiler iyi de ancak fişe taktın mı, ondan sonra başlıyor.

E.E : Bir yandan da şöyle bir şey var; bize sürekli akıllı teknoloji satıyorlar ve biz kendimizi akıllı hissediyoruz ama bunun karşısında aptallık gibi bir strateji olabilir mi diye sorgulamak istedik. Başka bir şey üretebilir miyiz.

F.A. :  Şu deminki sorunun devamını söyleyim nasıl bir etki yaptı da Türkiye’de biz sonunda bizi bilen birkaç kişi oluştu. Birkaç yüzdür belki çok büyük bir etki uyandırmıyor ama bizim şöyle bir rölümüz oldu; Mesela biz 2007 senesinde bu işlere başladığımızda işte bu alan yeni yeni artık Türkiye’ye 95’te Türkiye’nin internetin 95’te girip 96’da kullanılmaya başladığını düşünürsek 2000’den sonra zaten bu alan  bütün dünyayı takip etme, ne olduğunu ne bittiğini görme imkanı o saatten sonra başladı. Dolayısıyla 2007’de henüz teknoloji teknoloji olarak vardı ama bunun bir sanat komponantı olduğu ya da aslında bu teknolojinin zaten sanat gibi hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu dolayısıyla  bir ilişki olduğu ancak işte o senelerde oluşturduk. Çünkü Türkiye’de hala herhangi bir üniversite da sanat bölümünün altında bir medya bölümü medya sanatı diye bir şey yok. Bu medya alanı zaten gelişmesinin başlangıcı da o üniversitelerin görsel iletişim tasarımları altında. Dolayısıyla bizim yaptığımız etki aslında oralardan gelen öğrencileri oradan o alan sayesinde sanata ve teknolojiye bu yeni medya vesaireye ilgi duyan insanları bir parça çekmek ve etkilemek oldu.

E.E : Biraz da aslında bıraktığında bu insanların çoğu ya dizayn tarafına gidiyor ya başka bir tarafa gidiyor ama kafada başka sorular var, o soruları altını çizmek kafaları meşgul etmek ve biraz bu tarafa bakmalarını sağlamak olabilir.

F.A. : Bizim amaçlarımızdan birincisi teknolojiye eleştirel bir bakış sağlamak.

A.T. : Avrupa’da alternatif teknoloji diye bir hareket vardı bilmiyorum bilginiz var mı? İlk teknolojik deneyimler daha yeni yaşama girmeye başladığı zaman şu soruyu sormuşlar.

F.A. : Biz birazcık öyle bir temaya dokunmaya çalıştık; 2011’deki temamız öteki Ekoloji idi. Yani holistik bir ekoloji düşünelim ki teknoloji de bunun parçası olsun  çünkü insan teknolojiyi yaratıyor ve kullanıyor, kimse de dur diyemez.  Teknolojiyi insan zihni üretmeye yaratmaya devam edecek ve teknolojisiz bir dünyayı bu saatten sonra düşünmek çok mümkün değil ama teknolojinin ne ve nasıl olacağı ve nerede  nasıl konumlanacağını düşünmemiz gerekiyor dolayısıyla o da böyle bir öteki ekoloji olabilir mi yani ne doğayı ne insanı ne hayvanı ne bitkiyi ne taşı hiçbirşeyi zarara uğratmayan ama teknolojiyi de dahil eden ve onu o ekolojinin bir parçası gibi algılayan. O seneki ana tema konuşmacısının yaptığı espirilerden bir tanesi; bir çocukla babası ormana gidiyorlar, çocuk, baba ağaçlar pantene gibi kokuyor diyor.

Pantene koku adı değil şampuan gibi kokuyor diyor çünkü çocuk ağaçların kokusunu tanımıyor onu onun üzerinden değil ötekini onun üzerinden tanımlıyor. Ve hakkaten bizim de ekolojimiz şimdi bu. Bu betonun olmadığı, bu örgütlenmenin olmadığı bir ekoloji içersinde yaşadığımızı varsayamayız. Ekoloji diye elden giden ekoloji bu aslında. O ekolojinin bir parçası, şehrin kendisi.

A.T. : Bunların çıktılarını nasıl paylaşıyorsunuz? İnsanlar nasıl ulaşabilir?

E.E : En son  2012’de katalog üretebildik o da herhangi bir para olmadığından pdf şeklinde var. Ulaşılabiliyor internette ama hepsi şu anda hazır değil son iki sene mesela yok ama arkadan da olsa bunları yapmaya çalışıyoruz ve bir dokümantasyonu hazırlamaya çalışıyoruz.

A.T. : Öteki ekoloji deyince aklıma bir de tasarımdaki iki farklı durum düştü; Soyut tasarım, somut tasarım. Somut tasarımda doğaya bakıyorsun onu zaten yaptığı bir işlevi yeniden üretiyorsun oysa soyut tasarımda tamamen doğada olmayan bir şeyi üretiyorsun. Soyut tasarım özellikle yeni kuşağın doğayla kurduğu, yeni biçimi etkiliyor.

F.A. : Evet. Bu teknolojik tasarımların hayatımızı nasıl dönüştürdüğü, değiştirdiği çok önemli. Bütün temalarımızda buna dokunuyoruz, odak noktamız bu.

Öteki ekolojide örneğin 2012’de mesela parataktik müştereklerdi. Gerçi doğrudan ona dokunan bir şey değil ama müştereklerden tutun her bir şeye ben bu konuyla ilgili bağlantı kurabileceğimiz her bir şeye üstlenmeye çalışıyoruz. Bir de deminki soruyla ilgili mesela kataloglarımız var.  Aslında bizde bugüne kadar bir kişi, iki yıl çalıştı onun dışında hep gönüllülükle yapıldı. O çalışan da şimdi gönüllümüz  dolayısıyla çok insan emeği yoğun işler ya bunlar. O yüzden  mesela kaçıncı seneye geldik ama bizim web sitemizde hala ilk senenin videoları yok, bu sene onları toparlamakla meşgulüz. Bütün bir video arşivinin sitede olmasını istiyoruz, dolayısıyla bir görsel kaynak var bir yandan da işte bu şeyler var sözünü ettiğim kataloglar var.

A.T. : Gelecek senenin teması belirlendi mi ?

 

F.A. : Gelecek sene onuncu senemiz, o yüzden bütün bu temalarda yani teknolojiyi merkeze koyup ya da başka bir şeyi merkeze koyup ama tüm bu temaların hepsini toplayan bir şey yapalım diyoruz. On senelik birikimi hem tematik manada öyle birleştirelim hem de önümüzdeki senenin açılımı olsun gibi bir şey var. Yani çok temalı bir şey olacak ve çok temalı bir çağrı yapacağız.

A.T. : Hem sorularımızı cevapladığınız, hem de bizi bu yıl festivale davet ettiğiniz için Yeryüzü Derneği olarak teşekkür ederiz.

Söyleşi; Aytaç Timur

Düzelti; Nuriye Kayalı