Sanayi devrimi sonrası hızlanan, çevreye ve insanlığa son derece zarar veren ve durmak bilmeyen tüketim alışkanlıklarımız ekolojik dengenin bozulmasına, özellikle iklim krizine sebep oluyor. İnsanoğlunun ve gezegenimizin en büyük sorunlarını ve bunların nasıl önüne geçebileceğimizi, sürdürülebilirlik ve farkındalık konuları çerçevesinde “Sürdürülebilir Yaşam Rehberi” kitabının editorü Emine Soydan ile konuştuk.

1- Ekolojik dengenin sürekliliği penceresinden baktığımızda, sürdürülebilirlik ne kadar önemli ve gerekli?

Sürdürülebilirlik kavramı ekolojik, ekonomik ve toplumsal boyutları kapsayan bütünsel bir yaklaşımdır. Özünde gelecek nesillere; Kendini yenileyebilen temiz bir doğal çevre, eşitliğe ve refaha dayalı sosyal koşullar ve toplum ile çevreyi gözeten bir ekonomik sistemden oluşan yaşanılabilir bir dünya bırakmak vardır. Toplumsal eşitlik, doğal çevre, cinsiyet eşitliği, nitelikli eğitim, bireylerin sağlığı, sorumlu üretim ve tüketim gibi faktörler de sürdürülebilirlik konuları arasındadır. Bu boyutları ile sürdürülebilirlik gezegende yaşayan tüm canlıların, şimdi ve gelecekte, denge içinde yaşamını sürdürülebilmesi adına nefes alabilmek kadar önemli ve gereklidir.

2- Genel olarak insanlık, en temelde nerede hata yapıyor? Soruyu şöyle de yöneltebilirim size; iklim krizini durdurmak için ayak sürüyenler kim ? Sürdürülebilir Yaşam Rehberi’ne ihtiyacımız nereden doğuyor?

İklim krizini durdurma yolunda ayak sürüyenler elbette kapitalist sistemin büyük aktörleri sermaye grupları, onların çok şey (güzellik, sağlık, ölümsüzlük, şan, şöhret….) vadeden ürünlerine karşı duramayan doyumsuz tüketiciler ve bu döngüden nemalanan yasa yapıcılar. Ardı arkası kesilmeyen gereksinimleri karşılama yarışında, gezegendeki tek ve egemen canlının insan olduğuna inandırılan bir senaryonun oyuncuları olarak hep daha fazla isteyen ve diğer hiç bir canlıya yaşam hakkı tanımayan bizlere DUR demek üzere  Sürdürülebilir Yaşam Rehberi’ne ihtiyaç doğuyor. 

Ne yazık ki şimdilerde gezegendeki tek ve egemen canlının insan olduğuna bizi inandırmaya çalışan bir anlayış hakim

3- Size kalırsa iklim krizi insanlığın en büyük sorunu mu ? Peki kamuoyu bunun yeterince farkında mı ? Editörlüğünü yaptığınız kitabın bu amaca hizmet ettiğini düşünüyor musunuz ?

İklim krizi yalnızca bir kavramdan ibaret değil. İnsanoğlunun sanayi devriminden bu yana kaydettiği gelişimin!!!  toprağa, havaya, suya,  bitkilere, hayvanlara ve diğer canlılara kısaca ekolojik döngüye/dengeye  verdiği  yıkıcı zararın çok boyutlu sonuçlarıdır. Bu sonuçların yansımaları boyutunda EVET, yalnızca insanlığın değil tüm gezegenin en büyük sorunudur.

Farkındalık konusuna gelince, hangi kamuoyu? sorusu daha gerçekçi bir soru olacaktır. İklim krizi yalnızca bu konudan canı yananların gündeminde. Örneğin, mevsimsel döngünün değişmesi sonucu tarlasından verim alamayan küçük çiftçinin, güvenli içme suyuna erişebilmek için kilometrelerce yürümek zorunda kalan yoksul halkın ve bunların haklarını savunan sivil toplum örgütlerinin gündeminde. 

Kitabın, aldığımız geri bildirimlerden ve yakın çevremizde gözlemlediğimiz davranış değişiklerinden hareketle, konunun farkındalığına varma amacına hizmet ettiğini düşünürken bir yandan da daha fazla kişinin farkındalığını artırma boyutunda SUYADER’in de aralarında olduğu sivil toplum örgütlerinin farklı yöntemlerle bu çabalarını artırarak sürdürmesi gerekliliğini de vurgulamak istiyorum.

4- Kitapta çok ilginç bir başlık var; Satın alma alışkanlıklarını değiştirmek. Biz tabii ki bu kavramı daha çok Kuzey Avrupa Ülkeleri örneğinde görüyoruz. Türkiye’de de satın alma alışkanlıkları bir tüketim çılgınlığı seviyesine geldi mi ? Bunun önüne nasıl geçebiliriz ve okurlarımız için pratik bir kaç öneri sıralar mısınız ?

Türkiye’de satın alma alışkanlıkları kesinlikle bir tüketim çılgınlığı seviyesinde. Özellikle de pandemi sürecinde bu çılgınlığın daha da arttığını rakamlarla da destekleyerek söyleyebiliyoruz.  Oysa bu sürece nasıl gelindiğini sorgulayabilsek tam tersi bir davranış sergilenmesini bekleyebilirdik.

Tüketim çılgınlığının önüne geçmenin olmazsa olmazı tüketimin çevresel etkilerinin farkında olmaktır. Kolaylıkla erişilebilir  güvenilir birkaç yayının okunmasıyla bile farkındalığı artırmak mümkündür. 

İkinci adım ise satın alacağımız bir ürüne gerçekten ihtiyacımız var mı sorusuna yanıt aramaktır. 

Var olan ayakkabılarıma ek yeni bir ayakkabıya gerçekten ihtiyacım var mı?

Üçüncü adım satın alacağım ürünün içinde saklı olan gizli su ve sera gazı emisyonu miktarı ne kadar?

Diğer bir deyişle; Satın alacağım ürünün çevreye vereceği zararın miktarı ne kadar?

Aslında bu iki soruya verilecek gerçekçi yanıtlar bile 3. bir adıma gerek kalmaksızın bizi gereksiz tüketimden vazgeçirebilir. 

Daha detaylı bilgilere Sürdürülebilir Yaşam Rehberi’nden ulaşılabilir.

Satın alma alışkanlıklarımız çılgınlık seviyesinde.

5- Sürdürülebilir Yaşam Rehberi’nde, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek gruplar arasında kadınları yazmışsınız. Bunu bir kaç örnekle biraz anlatır mısınız bize? Genellikle sizin de yaptığınız gibi bu listenin başına yoksullar yazılıyor. Kadınlar nasıl etkilenecek kısa vadede ve uzun vadede, son günlerde İstanbul Sözleşmesi tartışmaları bağlamında, bu konuyu da gündeme almak gerekir mi ?  

Dünya genelinde, politik, ekonomik, çevresel  ve sosyal her türlü dalgalanmadan, bu dalgalanmaların olumsuz etkilerinden en fazla etkilenen kırılgan grupların başında kadınlar gelmektedir. Özellikle de yoksul kadınlar. İklim değişikliği ekseninde örnekleyecek olursak; Sel, taşkın, deprem, kuraklık gibi felaketlerde erkeklere kıyasla daha fazla kadın yerinden ediliyor, cinsel aşağılanmaya ve şiddete dolayısı ile insan hakları ihlallerine maruz kalıyor. 

 

 

 

 

 

 

 

Ülkemizin de aynı grupta yer aldığı  gelişmekte olan ülkelerde kadınlar erkeklere göre daha düşük eğitim düzeyine sahipler. Eğitim düzeyinin düşük olması beraberinde iklim krizi ve sonuçları konusunda yeterli bilgiye sahip olamama ve kırılganlığı etkileyecek karar alma süreçlerine daha az dahil olma, gelir getiren bir işte çalışamama ya da daha düşük ücretlerle çalışma gibi olumsuzlukları getirmektedir.

Sel, taşkın, deprem, kuraklık gibi felaketlerde erkeklere kıyasla daha fazla kadın yerinden ediliyor, cinsel aşağılanmaya ve şiddete dolayısı ile insan hakları ihlallerine maruz kalıyor. 

Kadınlar, iklim değişikliğinin en yaygın görülen sonuçlarından kuraklık, su  ve besin kıtlığından daha fazla etkilenmektedirler. Örneğin, ailelerine su sağlamak için genellikle uzak su kaynaklarına yürümeleri ki bu yollar çoğu zaman onlar için tehlikelerle doludur, besin kıtlığı durumunda kızların/kadınların  erkeklere  göre daha yetersiz beslenmesi ve bunun sonucunda başta malnutrisyon olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına açık olması gibi. Ayrıca yaş, yoksulluk, etnik köken ve marjinalleşme gibi faktörlerle de birleşince kadınların iklim krizinin sonuçlarını erkeklere göre çok daha ağır yaşaması kaçınılmazdır. 

Kadınların var olan kırılganlıklarının iklim krizi etkileri nedeni ile daha da artmasını İstanbul Sözleşmesi bağlamında değerlendirecek olursak; Sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan  ilk sözleşmedir ve iklim değişikliğinin etkileri tam da bu bağlamda kadınların bu sözleşmeden güç alacağını  açıkça göstermektedir. 

 

 

 

 

“Sürdürülebilir Yaşam Rehberi” kitabına buradan ulaşabilirsiniz.