Sıfır atık, sıfır uzaklık, sıfır zaman: İnsanların beklentileri değişiyor ve yiyecek konusu politik bir konu olarak ilgi görüyor. Pandemi sürecindeki kıtlık tehdidi, Avrupa’nın;  yiyeceğini farklı yollarla üretmesi, satması ve tüketmesi gerekliliğini gösterdi. Avrupa’nın gıda sistemini değiştiren bütün yollar AB’nin ortak tarım politikasından geçiyor. Linda Gaasch ve Claude Gruffat ile Avrupa’nın niçin çiftçilerin, tüketicinin ve çevrenin ihtiyaçlarına odaklanan daha adil ve daha sağlıklı bir modele ihtiyaç duyduğu üzerinde konuştuk.

Yeşil Avrupa Gazetesi: Koronavirüs krizi insanların tüketim alışkanlığını değiştirdi mi? 

Claude Gruffat: Benim izlenimime göre yaşanan bu ciddi toplum sağlığı krizi ve kapanma insanlara hayatı daha önce olduğu gibi yaşayabilme isteği vermiştir. Bu sebeple de kapanmanın kaldırıldığı yerlerde tüketim artmıştır.

Bununla birlikte, kriz aynı zamanda değişim öncülerinin çemberini genişletti. Çevresel ve tüketici aktivizminin dünyası büyüyor. Avrupa’da bu, ülkeye bağlı olarak gıda tüketiminin yüzde beş ila onunu oluşturuyor. Tüketimle ilgili yeni sorunlar göze çarpmaya başladı. Gıda egemenliği tüketicilerin zihninde önemli bir yer tutuyor çünkü insanlar gıda tedariki sorunları karşısındaki korunmasızlığını fark etmeye başladı. Halk arasında gittikçe artan diğer endişe de toplum sağlığıdır. Bugün obezite, kalp-damar hastalıkları ve çevre kaynaklı kanserler artmaktadır ve bu durum gıdadan ayrı tutulamaz. Tüketiciler için bu bağlantılar değişim isteğine açılan bir geçittir ancak bu değişiklik yavaş yavaş olacaktır ve desteklenmesi gerekecektir.  

 

Daha sürdürülebilir tüketim biçimlerine geçilmesi için ne olması gerekmektedir?

Linda Gaasch: İnsanlar çevre üzerindeki zararlı etkilerden önce kendi sağlıkları için endişeleniyor. Kısa vadede yerli ve organik ürünleri yemeye yönelik ilgi artmıştır. Bununla birlikte uzun vadede büyükbabalar hangi meyvenin ve sebzenin sezonu olduğunu ve gıdanın mümkün olan en uzun süre tutulabilmesi için nasıl saklanacağını torunlarından çok daha iyi bilirler. Onlar bu bilginin hayatta kalmak için hayati önem taşıdığı bir devirde yaşadılar. Neyse ki günümüzde bu durum bizim için geçerli değil. Belki Kovid-19 krizinin yan etkileri, insanların gıda depolama ihtimalinin olabileceğini fark etmeleri, çiftçinin çabasına daha fazla saygı duymaları ve atıklara yönelik daha fazla duyarlılık olacaktır.

“(…) sağlıklı gıda sıklıkla hali vakti yerinde insanlar tarafından keyfi sürülen bir ayrıcalıktır. Bununla beraber, herkes sağlıksız gıdanın sonuçlarından acı çekmektedir.”

Sağlıklı gıda için savaşmak aynı zamanda bir sosyal adalet meselesidir. Sağlıklı beslenme ve pestisitsiz sebzeler pahalıdır, sağlıklı gıda sıklıkla hali vakti yerinde insanlar tarafından keyfi sürülen bir ayrıcalıktır. Bununla beraber herkes sağlıksız gıdanın sonuçlarından acı çekmektedir. Yetersiz beslenmenin sebep olduğu sağlık sorunları, yoğun tarımın sebep olduğu toprak aşınması ve zehirli maddelerin sebep olduğu su kirliliğinin bedelini yine toplum yüklenir. Sonuçta da fakirler hem kendi sağlıklarıyla hem de yürürlükteki tarım modelimizi destekleyen politik seçimle iki kere öder. Bunun tam tersini yapmalıyız. Herkese çevre ve bioçeşitlilik üzerindeki yararlı etkileri için sübvanse edilen, sağlıklı gıda sağlamalıyız.

 

Koronovirüs krizi ve onun sonuçları ilaç ve gıda endüstrisi gibi çeşitli endüstrilerin daha sıkı düzenlemeler yapmasına sebep oldu. Avrupa’da daha dayanıklı ve sürdürülebilir gıda sistemi nasıl olur?

Claude Gruffat: Ortak tarım politikasından ziyade gıda politikaları hakkında konuşmamız gerekli ve ne yediğimizin merkezine tekrar neye ihtiyacımız olduğunu koymalıyız. Tarım üretim için bir araçtır ve ihtiyaçtan sonra gelir. Her şeyi doğru sıraya koymalıyız.

Mevcut dağıtım modeli gıda üretimini güçlü bir şekilde etkilemektedir. Bu konuda yapılacak yeni düzenlemeler daha sürdürülebilir bir gıda sisteminin anahtarıdır. Süpermarketlere olan büyük ölçekli dağıtımın standartlaştırılmış büyük ölçekli üretime ihtiyacı vardır. 12 bin metrekarelik bir süpermarketin ihtiyacı yerel üreticiler tarafından tedarik edilemez. Fransa’da bu modeli reddeden tüketiciler gittikçe artmaktadır. Büyük mağazalar küçültmeye gidecek kadar sorgulanmaya başladı. Boyut artık her şey değil.

“Tarım ve gıda ürünlerinin üretimi ve tedariki insan ölçeğinde olmalıdır. Günümüzde süpermarket perakendeciliğinde tek bir salata üreticisi birkaç yüz mağazaya tedarik sağlayabilmektedir.”

Çiftçilik, yerel ve bölgesel tedarik zincirini ortak tarım politikalarının kırk yıllık geçmişinde kaybetti ve bu zincirin tekrar kurulması gerekmektedir. Ulusal değil, yerel üretici gruplarına dönmeliyiz. Bu iş birliği, karşılanabilir fiyatlar ve nitelikli gıdayla mağazalar ve tüketiciler arasında kazan-kazan birlikteliğine dayanabilir. Bunu şimdi 1,4 milyar cirosu olan Biocoop network’ta birebir gözlemledim. 

Tarım ve gıda ürünlerinin üretimi ve tedariki insan ölçeğinde olmalıdır. Günümüzde süpermarket perakendeciliğinde tek bir salata üreticisi birkaç yüz mağazaya tedarik sağlayabilmektedir. Sözleşmeye bağlı olan ve en ufak bir hastalığın ya da iklim probleminin merhametine kalmış üretici için çok büyük bir risktir. Mağazalar için de risklidir çünkü onlar da tek bir tedarikçiye güvenmek zorunda kalmıştır. Fakat üreticilerin ortaklaşması ya da kooperatifler riski paylaşarak her şeyi değiştirebilir. İnsan ölçeğinde yerel bir üretime dönmek istiyorsak bu zorunludur.

 

Ortak tarım politikası ve daha genel olarak Avrupa’nın gıda sistemi ile ilgili başlıca sorunlar nelerdir?

Linda Gaasch: Günümüzde işlemeyen nedir? Bir yanda, sübvanse edilen ihracat, üçüncü Dünya ülkelerinin marketlerinde ters etkiler yaratırken diğer yanda Avrupa’da ithalat çiftçiler arasında rekabet yaratmaktadır. Hayvanlarımızı beslemek için kullandığımız ürünler ya sıklıkla genetiği değiştirilmiştir ya da Avrupa’da yasaklanmış pestisitlerle işlenmiştir. Bütün bunlar dayanıklılık eksikliğine ve Avrupa’nın dışında üretilen ürünler üzerinde aşırı bağımlılığa sebep olur.

…“çiftlik sayısı giderek azalmakta ve araziler büyük üreticilerde toplanmaktadır.

Ortak Tarım Politikasının yeniden düzenlenmesinde temel öncelik miktarı sübvanse etmeyi durdurmak ve kaliteyi vurgulamak olmalıdır. Bununla birlikte çiftlik sayısı giderek azalmakta ve araziler büyük üreticilerde toplanmaktadır. Temmuz 2020’de Avrupa Konseyi önce ortak tarım politikası için bloke edilen kırsal kalkınma fonlarını kaldırdı ve politik ve kurumsal düzlemde değerlendirildiğinde gerekli değişiklikleri yapmak için yeterli bir taahhüt olup olmadığını bilmiyorum. Çiftlikten çatala gibi bazı AB stratejileri umut vermektedir ancak ortak tarım politikaları söz verilen bu yeni yönde ilerlemezse gıda için ekolojik dönüşümün gerçekleşmesi zor olacaktır. 

 

Claude Gruffat: Şu anki ortak tarım politikasının verdiği zarar ve bunun gıda üretimi üzerindeki sonuçları son derece açıktır. Avrupa tarım arazilerinin %50’si insanları beslemek yerine hayvanları beslemek için kullanılmaktadır. Çünkü ürün sübvanse edildiğinden buğday ekmek için değil hayvan beslemek için yetiştirilmektedir. Böylece Fransa’da yüksek kalite bir ekmek için kullanılan unun %70’i ithal edilmektedir. 

Buradan nereye gidiyoruz? Avrupa ülkeleri, gıda egemenliğine doğru kendileri, insanları, ihtiyaçları ile buluşabildiğinden emin olmalı. Tahıl, baklagiller ve protein mahsulleri bu süreçte çok önemlidir. Ortak tarım politikaları gelecekte anahtar bir rol üstlenecektir çünkü tarımımızı sürdürülebilir, sağlıklı ve yeşil yöne çekmek için çok önemli bir yerde durmaktadır. Gelecekteki ortak tarım politikaları ihtiyacımız olan gıdayı yerelde üretmeyi hedefleyen ve destekleyen bir politika olmalıdır. 

Bunlar uzman bir danışman kurulunun aldığı fikirler değildir. Bugün tüketiciler organik ve yerel ürünleri daha fazla talep etmektedir fakat bu talep pek çok çiftçiye kendi işiyle daha adil ve daha etik kazanarak yaşayabilmek için inanılmaz bir fırsat sunsa da henüz ya tedarik yoktur ya da yeterli değildir. Bugün sadece Fransa’da bu talebi karşılamak için 60 bin yeni, yerel, organik üretim yapan çiftçiye ihtiyaç vardır. Ne var ki her yıl 12 bin çiftçi bu endüstriye girerken yaklaşık 25 bin çiftçi emekli olmaktadır. Yıldan yıla gerçekleşen kayıplar kalan çiftliklerin boyutunu arttırıyor ve yeni çiftçiler cesaretlendirilmiyor. Bugün Fransa’nın sadece 500 bin çiftçisi var ve yarın bir milyon çiftçiye ihtiyacı olacak. Ortak tarım politikası ve ulusal politikalarda yapılan düzenlemeler ve vergi sistemi ekilebilir tarım arazilerini yeni üreticilere tahsis etmeye yardımcı olmalıdır.

“Avrupa tarım arazilerinin %50’si insanları beslemek yerine hayvanları beslemek için kullanılmaktadır. Çünkü ürün sübvanse edildiğinden buğday, ekmek için değil hayvan beslemek için yetiştirilmektedir.”

Politik görüşmeler sosyal, sağlık ve çevre konularını kapsayacak şekilde geniş bir açıdan ele alınıyor mu? Örneğin Avrupa Konseyi tarafından bu farklı kolları birleştirmeye çabalayan çiftlikten çatala stratejisi önerildi.

Claude Gruffat: Niyetler ve eylemler var. Avrupa Yeşil Anlaşması’nın iki tarımsal kolu –Çiftlikten çatala ve bioçeşitlilik- Avrupa tarımına yeni orta ve uzun vadeli tasarılar vaat ediyor. Fakat 2018’de başlayan, 2020’nin sonlarına doğru sonuçlanacak olan ortak tarım politikası reformunun hiçbir yerinde bunlar bulunmamaktadır. Temmuz ayındaki AB’nin 2021-2027 yıllarını kapsayan uzun vadeli bütçesi hakkında yapılan Avrupa Konseyi toplantısı bütçede ve özellikle de üretim modelimizde yapılması gerekli olan değişimlerin desteklenmesi ve tarımın geleceğine yatırım yapan en iyi araçlar hakkındaki kırsal alan gelişiminde bir düşüş gördü.

Devam eden siyasi değişim tarımın yeniden yerelleştirilmesini gerektirmektedir. Tüketiciler gelecekteki gelişmeler için temel oluşturmaktadır ancak sesleri duyulmamaktadır. İşaretlerden biri “sıfır atık” fikridir, tüketiciler yiyeceklerinin aşırı paketlenmesini artık istemiyor. Dağıtım modelleri “sıfır zaman” fikri ile karşı karşıya. Tüketiciler vakitlerini süpermarketlerde harcamak istemiyor, ayrıca “sıfır mekân” fikri de yerel üreticilerden alışveriş yapılması çağrısında bulunuyor. Bunların hepsi zaten toplumda mevcuttur ancak siyasi tartışmalarda dikkate alınmamaktadır.

 

Pek çok çiftçi finansal olarak çevreye zarar veren uygulamalara bağımlıdır. Örneğin uzun vadeli borçlanma, geliriniz belirli bir ürüne bağlıysa daha sürdürülebilir bir üretim formuna geçişi çok zorlaştırabilir. Yeşiller bu değişimi gerçekleştirebilmeleri için çiftçileri nasıl destekleyebilir?

Linda Gaasch: Kendilerine ait bir çiftliği olan ailem bana sık sık şunu söyler: “İnsanlar hayvan hakları konusunda konuşuyor fakat bizim haklarımız konusunda asla konuşmuyorlar.” Belki de Yeşiller, çiftçilerin sosyal haklarını savunmak için yeteri kadar seslerini duyurmuyorlar. Geleneksel çiftçilik çok zor bir iş ve kullanılan ürünlere maruz kalındığı için çok ciddi riskler taşımaktadır. Tarım, iklim değişikliği ve bioçeşitlilik için yardım edebilir. Yeşiller çiftçilerin çalışmalarının sosyal değerinin tanınması ve karşılığını alması için biraz daha zorlayabilirler.

“Geleneksel çiftçileri organik ya da ekolojik tarıma ikna etmek için iyi bir yol, garantili gelirdir.”

Net bir hedef koyup ona bağlı kalmak için belirli bir gıda üretim modeline samimiyetle inanmaya ihtiyacımız var. Çiftçilere yıllarca uzmanlaşmaları söylendi ve şimdi de organik üretime geçmek zorundalar. Net bir hedef koymadan bunu kavramaları ve uyum göstermeleri çok zor. Geleneksel çiftçileri organik tarıma ikna etmek için iyi bir yol, garantili gelirdir. Lüksenburg’ta yerel düzeyde Yeşiller, okullarda ve şirket kantinlerinde belirli bir oranda gıdanın organik olmasıyla ilgili bir çağrı yaptılar, böylece yerel organik üreticiler için ürünlerinin alıcı bulmasını garantilemiş oldular.  

Claude Gruffat: 70 yıl önce Avrupalı çiftçiler seçmedikleri bir tarım modeline uyum göstermek zorunda kaldılar. Çiftçilere, yiyecek konusunda ülkelerinin kendi kendisine yetebilmesi için daha çok üretmeleri gerektiği söylendi, çözüm de teknolojiyi kullanmak ve kimyasal gübreyle ilaçlara dönmekti. Günümüzde ise savaş endüstrisini tarım endüstrisine çevirmek zorundayız, ne kimse çevre hakkında konuşuyor ne de çiftçilere görüşleri soruluyor. 1965 ve 2010 yılları arasının sonuçlarından biri Avrupa’da üretilen meyve ve sebzenin besin kalitesinin %85’ten %55’e düşmesidir. 

Bu çiftçileri başka bir modele nasıl yönlendirebiliriz? Bütün çiftçiler arazilerini seviyor. Çiftçilere 40 yıldır çevreye zarar verildiği ve topraklarının kirlendiği asla açıklanmadı. Bugün onlar da bu acı gerçeği fark ediyor. Yeşiller, sosyal bir proje çerçevesinde belirli değerleri yücelten, destekleyici bir dil kullanmalıdır. Yeşiller, tarım hakkında gerçeklerin diliyle konuşmalıdır. Gerçeklerin dili marketlerin elinde saklanamaz çünkü neoliberalizmin bizi nereye götürdüğünü biliyoruz. Güvenli bir gelecek inşa etmek için gıda üretimindeki bütün paydaşlarla ve fırsatlara açık çiftçilerle yapıcı bir diyalog kurmalıyız. Kamu politikasını uyarlayarak ve finansal kaynaklar sağlayarak değişimi desteklemek için siyasi liderlere de iş düşmektedir. Bu yolla Avrupa ve siyaset bugünlerde kendilerini sıklıkla güçsüz hisseden çiftçilerin desteğini kazanabilir ve kırsal dünya yükselen oylarıyla aşırılar için teşvik edici olabilir.

“Yeşiller, tarım hakkında gerçeklerin diliyle konuşmalıdır. Gerçeklerin dili marketlerin elinde saklanamaz çünkü ne liberalizmin bizi nereye götürdüğünü biliyoruz.”

Farklı bölgelerdeki çiftçileri bir araya getiren, organik tarım hakkındaki iyi uygulamaları birbirleriyle paylaşabilmelerini sağlayan, iklim ve enerji konusunda var olanlara benzer, bir bağ görmek istiyorum. Farklı bölgeler farklı yöntemlerle çalışsa da bu, kullanışlı olan iyi uygulamaları paylaşamayacakları anlamına gelmez. Ayrıca çevresel imkânlar bölgelerin sürdürülebilir bir gıda sistemine doğrudan yatırım yapmasının bir yolu olabilir. Örneğin Lüksenburg’ta belirli çevresel ihtiyaçlar için şehrin sahip olduğu ve 10 yıllığına kiralan araziler. Bir şehir veya bölge araziye sahipse bu şehir veya bölgenin çevre için dürüst yaklaşımları desteklemesi hayati önem taşır. 

Claude Gruffat: Yerele dönüş bölgeler arasındaki ticaretin sonlanması anlamına gelmez. Comte peyniri daima Jura’da yapılacak, şampanya Champagne’de, mozarella da İtalya’nın merkezinde… Amaç, günlük gıda ihtiyaçları için yerelleşmek ve bölgelere ayrılmaktır ve bunu mümkün olan her alanda olabildiğince gerçekleştirmektir. Patates Avrupa’nın her bölgesinde yetişir. Patates yetiştiren ve yetiştirmeyen alanlarımız olmasına gerek yok, bunun yerine patates yetiştirmek için belirli alanlara odaklanılmış ve bu da çevresel sorunlara sebep olmuştur. 

Bölgelere ayrılmak, bölgesel kimlikleri koruyup güçlendirirken aynı zamanda elimizdekileri tekrar paylaşmaktır. Becerine uyan yerel gıda projelerini sürdürebilenlerde olduğu gibi bölgelerin ve toplumların kavraması gereken gerçek bir zenginlik vardır. Avrupa ve bölgeler bu tutumları tartışabilecek seviyedeler. Avrupa’nın sistemi kaynakları temin edip yol gösterirken bölgeler bunları kendi sınırları içinde akıllıca kullanır. Ancak bu şekilde halka ihtiyaçlarını verebiliriz.  

Linda Gaasch:

Claude Gruffat:

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Green European Journal 

Çeviren: Şükran Akan

 

PaylSosyal medyada paylaş
Share