Hayvanlar ne yer? (Cevap ot değil)

Endüstriyel hayvancılık, büyük ve karmaşık bir sistem. Büyük ve karmaşık sistemleri anlamak için bunların ilişkide olduğu diğer yapılara da bakmak gerekir. 

Bu yazıda ilk önce endüstriyel hayvancılığın ihtiyaç duyduğu “hayvan yemi” meselesini inceleyeceğiz. Daha sonra da bu hayvan yemi ihtiyacını karşılamak için tarımın da nasıl zaman içinde endüstriyelleştiğine ve bunun tarım ilaçlarının kullanımını nasıl arttırdığına bakacağız.

Hayvanlar ne yer? 

Çiftlik hayvanları doğal şartlarda ot yer. Sindirim sistemleri de otu iyi sindirebilmek için gelişmiştir. İneklerin, koyunların, sığırların temel besini ottur. Tavuklar da bir miktar ot yemekle birlikte, bunun dışında toprağı eşeleyerek tohumları, böcekleri ve solucanları yiyerek de beslenir. Havanın soğuk olduğu zamanlarda da hayvanlara kurumuş ot ve tahıllar yem olarak verilir. Tarih boyunca insanlar hayvanları bu şekilde yetiştirmiştir. 

Endüstriyel hayvancılıkta ise durum farklıdır. Binlerce hayvanı sürekli otlatacak alanlar yok. Kaldı ki endüstri, dışarıda yeterli otlak olsa dahi bunu tercih etmez çünkü hayvanların gezdirilmesi ve gözetilmesi için ek işçi maliyetleri ortaya çıkar. 

O zaman bu kadar hayvan ne yiyor? Cevap: Sürekli yem. Genellikle tahıl ve soyadan oluşan bu yemler hayvanların ihtiyaç duydukları kaloriyi ve protein sağladıkları için tercih edilir. Bu yemler neredeyse tüm sığır, tavuk, yumurta ve süt çiftliklerinde (yani endüstriyel çiftliklerde) kullanılır. Endüstriyel hayvancılık modelinde hayvanların tek besin kaynağı yemdir. 

Hayvanların yediği yemler nereden gelir?

Endüstriyel hayvancılıkta yetiştirilen milyarlarca hayvanın yeminin karşılanması için tarım da endüstriyelleşmiştir. Tarih boyunca tarım polikültür bir şekilde yapılmıştır. Bu geleneksel tarım tipinde birçok (poli) bitki bir arada veya art arda yetiştirilir. Örneğin mısır, fasulye ve kabak bitkileri birlikte ekilir. Bu modelde mısır, fasulyenin üstünde büyüyebileceği bir askı işlevi görür; fasulye diğerlerinin ihtiyaç duyduğu azotu sağlar; kabak ise yabani otları uzak tutar. Farklı bitki aileleri bir arazide şerit şerit veya dönem dönem ekilerek de polikültür tarım yapılabilir. Geleneksel tarım, geleneksel hayvancılıkla eş güdümlü olmuştur. Bu modelde hayvanlar yem değil ot yer ve tarım arazileri için doğal gübre sağlar. Tavuklar da çiftliklerde haşereleri yiyerek onları bitkilerden uzak tutar. 

Ancak endüstriyel hayvancılık ile birlikte polikültür bir çiftliğin sağlayabileceği tarım ürünü yetersiz hale gelmiştir. Bir diğer problem ise maliyetlerdir. Polikültür tarım yapmak kolay değildir; birçok bitki, toprak tipi ve hayvan konusunda bilgi sahibi olmayı gerektirir. Polikültür tarım ölçek açısından da sınırlamalara tabiidir. Bir çiftlik uçsuz bucaksız olamaz, binlerce hayvanı yönetemez. Bunun neticesinde polikültür tarım görece maliyetlidir de çünkü daha fazla işgücü gerektirir. Polikültür tarım genellikle aile üyelerinin birçoğunun çiftlikte çalıştığı ve elde edilen ürünün önemli bir kısmını kendi tüketimleri için de kullandığı geleneksel bir üretim biçimidir. 

Bu “sorunların” bertaraf edilmesi için monokültür tarım modeli ön plana çıkmış ve yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren polikültür tarımın yerine geçmiştir. Bu modelde tek (mono) bir bitki tarım arazisinin tamamına ekilir. Böylece ekim ve hasat daha kolay hale gelir ve büyük ölçekte, ucuz tarım faaliyeti gerçekleştirilebilir. Ancak buradaki sorun, haşereler ve zararlı otların nasıl bitkilerden uzak tutulacağı ve verimin nasıl arttırılacağıdır. Çünkü bitki ve hayvanların doğal birlikteliği bu tip tarımda kullanılmamaktadır. Bunu telafi etmek için tarım endüstrisi suni gübrelere ve tarım ilaçlarına başvurur. Monokültürün gelişmesi ile beraber suni gübre ve tarım ilaçlarının kullanımı ciddi biçimde artmıştır. Bunlar kullanılmaksızın monokültür tarım yapılması imkânsızdır. Olası bir haşere istilası sonucu tüm hasat kaybedilebilir. 

Ancak tarım ilaçlarının da insan sağlığı ve çevre açısından taşıdığı ciddi riskler vardır. Bitkilerin üzerindeki tarım ilacı kalıntılarının insanlar tarafından tüketilmesi sonucu zehirlenmeler gerçekleşebilir ve kanserojen etki oluşabilir. Tarım ilaçlarının toprağa ve yeraltı sularına karışması da çok zararlıdır. Son olarak, tarım ilaçları o bölgedeki birçok bitki, böcek ve organizmanın popülasyonunu tamamen kuruttuğu için bunları besin olarak tüketen diğer hayvanları da besin zincirinden kopartmış olur. Dolayısıyla ekolojik çeşitliliği sona erdirir. 

Tarım ilaçları esasında üstünde kullanıldığı bitkilere de zarar verir. Bu nedenle birçok ülkede (Türkiye ve Avrupa ülkeleri bu grupta değildir)  GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tarım yapılmaktadır. Genetiği değiştirilmiş bu bitkiler tarım ilaçlarına karşı daha dirençli hale getirilerek daha yüksek oranda veya daha güçlü tarım ilaçları kullanılabilir. Bu da tarım ilaçlarının kullanımını arttıran başka bir dinamiktir. Ülkemizde GDO’lu tarım yapılmasa da, GDO’lu tarım ürünlerinin ithalatı serbesttir. İthal edilen hayvan yemlerinin (başta soya olmak üzere) ağırlıklı kısmı GDO’ludur.

Sonuç

Günümüzde hiçbir şey eskisi gibi değil. Eskiden hayvanlar güneşin altında meralarda otlar; tarlalarda çiçekler, böcekler, kuşlar, bitkiler “ve insanlar” ile bir arada yaşardı. Artık hayvanlar güneş görmeyen hangarlarda neredeyse hareket etmeden tüm hayatlarını geçiriyor. Tarlalar tek renkli ve sessiz. Çiçek yok, böcek yok, ot yok, kuş sesi yok. Bitkiler hayatta ama kimyasallar sayesinde. Sanki komada, yaşam destek ünitesine bağlanmış gibiler. 

İnsanlar da farklı değil. Onlar da artık toprağa ayak basamıyor, hatta güneşin bile tadını çıkaramıyor. Doğadan kopuk sıkışık beton şehirlerde yaşayıp, marketlerde ve restoranlarda bize sunulan “yemleri” yiyoruz. Endüstriyel hayvancılık sadece hayvanları değil, çevreyi ve onun içindeki her şeyi (bizi de) etkiliyor.

Engin Arıkan

 

PaylSosyal medyada paylaş
Share