Çeviren: Ferbal Yaman

Yazar Doina Popusoi, tarım ve kırsal kalkınma ile ilgili Roma’daki Birleşmiş Milletler ajansları için çalışan bir agroekoloji danışmanıdır. Central China Normal Üniversitesi’nde yüksek lisans derecesini, uluslararası ilişkiler alanında Çin’in agroekoloji ve yeşil tarım politikasını araştırarak almıştır. Daha önce ise aile çiftçiliği bilgisi ve desteği ile ilgili konularda çalışmıştır.

Koronavirüs pandemisi, günümüzün küresel gıda sistemlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı ve gıda krizi riski, artık her zamankinden daha yüksek. Endüstriyel gıda üretiminin başarısızlıkları uzun zamandır açıktı. Küresel açlık ve yetersiz beslenmeyle birlikte de iklim ile biyolojik çeşitlilik krizini tetikleyen çevresel yıkım kendini gösteriyor. Agroekoloji, bu yıkıma karşı yükselişte olan bir alternatiftir. Doina Popusoi de agroekoloji evriminin izini sürüyor. Ayrıca gıda sistemlerimizi ise sürdürülebilirlik ve adaletli olma etrafında yeniden tanımlamamız gerektiğini savunuyor.

 

Agroekoloji, son on yılda gıdanın ve tarımın geleceği hakkındaki tartışmalarda en dikkate değer konulardan biri haline geldi. Dünyanın farklı bölgelerindeki çiftçiler arasında popülerlik kazandı. Ayrıca üniversite müfredatlarına girdi, BM’nin de dahil olduğu farklı kurum ve kuruluşlar tarafından araştırıldı. Üstelik daha sürdürülebilir tarım politikaları arayan hükümetler tarafından da tercih edilmeye başlandı. Agroekoloji aracılığıyla topluluklar, üreticilerin gelirlerini arttıran ve tarımın olumsuz çevresel etkilerini azaltan yerel döngüsel ekonomilerden yararlanırlar. Agroekoloji, sinerjik doğal ekosistemler yaratarak pozitif etkileşimlerin kilidini açar. Böylece zararlı ve pahalı kimyasallara olan ihtiyacı azaltır. Sürdürülebilir bir gıda sistemine duyulan ihtiyaç, her zamankinden daha kritik hale geldiği sürece agroekoloji, uluslararası kurumlar ve çiftçiler aracılığıyla küresel gündemde yükselir.

 

Tarıma Bütünsel Bir Yaklaşım

Birer bilim insanı olan Karl Klages ve Basil Bensin’ın, “ekolojik ilkeleri tarıma uygulamak” olarak tanımladıkları agroekolojinin kökeni 1920’lere ve 1930’lara kadar dayanır.

 

[1] 1980’lerde modern agroekolojinin öncülerinden olan Stephen Gliessman ile Miguel Altieri, ABD’deki ve Latin Amerika’daki sürdürülebilir tarım tartışmalarında geleneksel olanın yanında çeşitli tarım ekosistemlerini de merkeze aldılar. Buna paralel olarak, 1990’lı yıllarda Küba’daki üniversiteler, 20. yüzyıl endüstriyel gıda üretiminin “Yeşil Devrimi” olarak adlandırdıkları gelişmenin üstesinden gelebilmek için tarım sistemlerinin agroekolojik dönüşümü aracılığıyla “gıda egemenliği” kavramını geliştirdiler.

 

Bugün ise Gliessman, agroekolojiyi “gıda sisteminin tüm bölümlerine sürdürülebilirlik getiren araştırma, eğitim, eylem ve değişimin entegrasyonu” olarak tanımlıyor. Her türlü gıda sistemlerine, bilgiye ve deneyime değer vermenin disiplinlerarası olduğunu ve “çiftlikten sofraya kadar olan tüm paydaşların ve bunların arada yer alan herkesin katılımına açık” olduğunu ekliyor.

 

Agroekoloji eylem odaklıdır çünkü “var olan endüstriyel gıda sisteminin ekonomik ve politik güç yapılarını, alternatif sosyal yapılarla ve politika eylemleriyle karşı karşıya getirir”. Bu nedenle Agroekoloji, tarım ve gıda sistemlerine bütünsel bir yaklaşım geliştirmiştir.

 

Birleşmiş Milletler’in iklimle ilgili 2019 raporunda belirtildiği gibi, küresel ısınmayla mücadelede sera gazı salınımları artmaya devam ediyor. Paris Anlaşması’nın ortaya koyduğu 1,5 derecelik sıcaklık artışının sınırda tutulabilmesi için hâlâ önemli tedbirlere ihtiyaç var. Rapora göre, kapsamlı tarımsal üretim ve sürdürülemez arazi kullanımı sebeplerinden ötürü tarım etkinlikleri, küresel sera gazı salınımlarının yüzde 23’ünden sorumlu. Bu durum, büyük ölçekli tek kültürlü ekimi, yoğun hayvancılığı, balıkçılık üretimini, ormansızlaşmayı ve daha fazlasını içeriyor. Bunların tümü toprağın bozulmasına ve doğal kaynakların tükenmesine yol açıyor. Ayrıca biyolojik çeşitlilik kaybına neden olur ve ekosistemlerimizi zayıflatıyor.

 

Bu arada, küresel açlığın son on yılda etkileyici sonuçlarla azaldığı yadsınamaz bir gerçek. Son 50 yılda artan rekolte, yeterli gıda arzı sağlamayı başarmış olsa da mevcut verilere göre 2015 ile 2019 arasında artan kalıcı açlık ve yetersiz beslenme, temel bir sorun olmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler’in 2018 yılındaki verilerine dayanan Küresel Açlık Raporu’na göre dünya genelinde 820 milyon insan, kronik açlığa ve yetersiz beslenmeye maruz kalıyor.

 

 

Agroekoloji, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Konseyi tarafından onaylanan Agroekolojinin On Unsuru ile tanımlandığı gibi, sistematik bir yaklaşım kullanarak bu eğilimleri tersine çevirme potansiyeline sahiptir.

 

Agroekolojik ilkelerin uygulanması, biyolojik çeşitliliğin kaybını tersine çevirebilir ve ekosistemlerin iklimsel şoklarına karşı direnci arttırabilir.

 

[2] Mahsulleri, çiftlik hayvanlarını ve balıkçılığı, çeşitlendirilmiş bir çiftçilikle bütünleştiren sistemler sayesinde üreticiler, zararlı kimyasal girdilere olan bağımlılıkların üstesinden gelebileceklerdir. Böylece hem insan sağlığı üzerindeki ciddi sonuçlarından hem de kırsal kesimdeki yoksulların kolayca üstesinden gelemeyecekleri aşırı maliyetlerden de kaçınacaklardır. Agroekolojik yöntemlerin tarıma uygulanması, küresel gıda üretiminin yüzde 80’ini üreten küçük çiftçilerin herkes için sağlıklı ve besleyici gıda üretme konusunda desteklenmesi için en umut verici bir gelişmedir. Daha da önemlisi, agroekoloji, Birleşmiş Milletler’in 17. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde (SKH) ifade edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ne ulaşmanın önemine yanıt veriyor. Bu tarımsal yaklaşım, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin yarısından fazlasını doğrudan kapsamakta ve hepsini olumlu yönde etkilemektedir.

 

Uluslararası Arenada Evrim

1980’ler boyunca dünyanın dört bir yanındaki toplumsal hareketler, küresel tarımı sanayileşmeye doğru yönlendiren Yeşil Devrim gündemine karşı harekete geçmeye başladı. Çiftçileri, adil bir gıda üretimi için temel direkler olarak gören bir tarımsal dönüşüm önerildi. 1993’ten bu yana gıda egemenliği için savaşan en büyük hareketlerden biri olan La Via Campesina hareketi, Afrika, Asya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’dan yaklaşık 200 milyon çiftçiyi, topraklar ile tohumlara erişim haklarını anlatmak ve agroekolojiye teşvik etmek için bir araya getirdi. Ayrıca kadınların ve erkeklerin eşit olarak tanındığı adil bir toplum yaratma yeteneğine sahip olan agroekoloji, köylülerin, balıkçıların, pastoralistlerin ve yerli halkların sesini temsil etmektedir.

 

La Via Campesina hareketi ile birlikte diğer birçok uluslararası kuruluş ve sivil toplum örgütü bu konuya destek verdi. Fon verenler de buna dahil oldu: Gıdanın Geleceği için Küresel İttifak –hayırsever özel kuruluşlardan oluşan bir konsorsiyum– sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişte temel bir çözüm olarak agroekolojiyi destekliyor.

 

Son olarak agroekoloji, bilim insanları ve çiftçi örgütleri tarafından geniş çapta onaylanmıştır. Tüm gıda sistemini dönüştürme ile sürdürülebilirliğin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarını uzlaştırmadaki benzersiz yeteneği, Dünya Bankası ile IPCC (Uluslararası Bitki Koruma Birliği) Raporu gibi önemli yayınlar tarafından kabul edilmiştir.

 

Birleşmiş Milletler’in Rolü

Küresel toplum, gıda güvenliğinin ve beslenmenin önemini kavramaya başladığından beri, agroekolojinin “uluslararasılaşması” için 2014 yılı çok önemliydi. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü), gıda sistemlerini dönüştürmek için hükümetlerin, politikacıların, bilim insanlarının ve çiftçilerin birlikte nasıl çalışabilecekleri konusunda bölgesel ve uluslararası sempozyumlar düzenlemeye başladı. İkinci Uluslararası Agroekoloji Sempozyumu, agroekolojinin yoksulluğu azaltmaya ve kırsal sürdürülebilirliğe ulaşmaya nasıl yardımcı olabileceğinin vurgulanması açısından özellikle önemliydi.

 

Agroekolojiyi Büyütme Girişimi’nin kurulmasının başlamasıyla uygulamanın nasıl genişletileceği ve büyütüleceği konusunda bir diyalog oluşturuldu. Bu, BM ajanslarını Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), BM Dünya Gıda Programı (WFP), BM Çevre Programı (UNEP), Dünya Bankası ve Bioversity International da dahil olmak üzere tarım, gıda sistemleri ve çevre üzerinde çalışan uluslararası kuruluşlarla bir araya getirdi.  Ayrıca, gıda sistemlerinin dönüşümünü destekleyen ulusal düzeydeki programlara destek sundu. Diğerlerinin yanı sıra Senegal, Meksika ve Nikaragua gibi ülkeler şu anda bu tür programlar geliştirirken Hindistan’daki Andhra Pradesh eyaleti ise 580 bin çiftliğe başarıyla uygulanan Sıfır Bütçeli Doğal Tarım modelini benimsemiştir.

 

Kırsal kalkınmaya yatırım yapan ve BM’nin finans kurumu olan IFAD, özellikle agroekolojiyi teşvik etmeye kararlı. Çiftçi Forumu, aşağıdan yukarıya bir danışma ve diyalog süreci aracılığıyla tüm dünyadaki küçük ölçekli çiftçileri ve kırsal üreticileri, üye devletlerle ve IFAD ile bir araya getiriyor. 2020 Çiftçi Forumu, çiftçilerin çoğunluğunun iklim değişikliğiyle mücadele için agroekolojiye katılma iradesini yeniden doğruladı. Ayrıca IFAD, agroekolojinin kırsal alanlarda gıda güvenliğini ve beslenmeyi iyileştirmedeki etkinliğini diğer çiftçilik yaklaşımlarıyla karşılaştırmak için bir çalışma yürütüyor. Benzer şekilde, FAO’nun Agroekoloji Performans Değerlendirme Aracı, agroekolojinin performansını değerlendirmek için imkan sağlıyor.

 

Dünya Gıda Güvenliği Komitesi

Temmuz 2019’da, Dünya Gıda Güvenliği Komitesi (CFS), agroekoloji ve diğer yenilikçi sürdürülebilir tarım yaklaşımları hakkındaki raporunu yayınladı. Komite, gıda güvenliği ve beslenme konularını görüşmek üzere her Ekim ayında bir araya geliyor. Uzman raporu, sürdürülebilir tarımsal yeniliklerin çeşitliliğini analiz ederek açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele için kapsamlı bir tarımsal dönüşüm çağrısı yapıyor.

 

Agroekolojiyi, gerçek küresel sorunları refleksif, işbirlikçi ve katılımcı yöntemler kullanarak çözmeye yönelik “disiplinlerarası bir bilim” olarak tanımlıyor. Bir bilim olmasının yanı sıra agroekolojinin sosyal boyutu, tarımsal üretimde ekolojik süreçleri ve insani değerleri dikkate alan bir dizi reçetesiz uygulama olduğu anlamına gelir. Bu nedenle de aile çiftçiliğinin kolektif haklarını korur.

 

Agroekolojik dönüşümdeki anahtar kelime ise hem sorumlu, demokratik ve son teknoloji bir tarımsal dönüşümün temel direği olan hem de “bilginin birlikte yaratılmasını” teşvik etmesi gereken “inovasyon”dur.

 

Ayrıca, rapora göre yenilikçi ilkelerin yerel düzeyde uygulanması ile farklı çevreler ve sosyo-ekonomik bağlamlara uyarlanması gerekiyor. Agroekoloji, gıda sistemlerindeki zorlukların birbiriyle derinden bağlantılı olduğu, ancak koordineli ve kapsamlı bir şekilde ele alındığında üstesinden gelindiğini düşünülen bütünsel bir vizyondur. Bu sistemik yaklaşım, tüm bu zorlukları aynı anda ele alabilir. Ayrıca gıda sistemleri düzeyinde bir paradigma değişikliğinin de kilidini açabilir.

 

Rapor, aynı yıl Ekim 2019’da Dünya Gıda Güvenliği Komitesi konferansında tartışılan beş dizi tavsiye ile sona eriyor. Oturumda ülkeler ve kuruluşlardan iki güçlü pozisyon ortaya çıktı. İlki, agroekolojik yaklaşımlara dayalı yenilikçi gıda sistemlerini destekledi. Ayrıca İran, Senegal, Burkina Faso, Çad, Mali gibi küresel Güney ülkelerinin yanı sıra Sivil Toplum ve Yerli Halk Mekanizması ile İsviçre tarafından desteklendi. Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya, Özel Sektör Mekanizması ve Brezilya tek başına agroekolojik gıda sistemlerine odaklanmak konusunda isteksizdi. Ya bunu pek çok stratejiden biri olarak görüyordu ya da biyoteknoloji veya hassas tarım gibi teknolojik çözümler lehine bundan tamamen kaçınıyordu.

 

Agroekolojiyi gıda sistemlerini iyileştirmenin umut verici bir yolu olarak gören AB, Fransa, İspanya, Macaristan ve Çin tarafından daha tarafsız bir pozisyon alındı. Tayland, diğer ülkelerle birlikte daha fazla bilimsel kanıt talep ederken potansiyeli de fark etti.

 

Agroekoloji ve sürdürülebilir tarım yenilikleri, farklı küresel, bölgesel ve ülke bağlamlarına uyacak şekilde büyük farklılıklar gösterir ve her duruma uyan tek bir çözüm yoktur. Ancak temel ilkesi sürdürülebilirlik olmalıdır. Gıda sistemlerinin çevre, ekonomi ve toplum için sürdürülemez olduğu bir zamanda bu tür geçişler hayati önem taşıyor.

 

Agroekolojik Dönüşüm Zamanı

FAO, Covid-19 salgınıyla ilgili yaptığı açıklamada sınırların kapanması, karantinalar ve küresel gıda tedarik zinciri kesintilerinin etkisini azaltmak için önlemler alınmadığı takdirde “yaklaşan bir gıda krizi” konusunda uyarmıştı. “Panik yapmaya gerek yok”, “Küresel olarak herkese yetecek kadar yiyecek var,” diye sonlandırmıştı.

 

Açlık ve yetersiz beslenmenin neden bu kadar yaygın ve ciddi bir sorun olmaya devam ettiğini düşünmemiz gerekiyor. Ayrıca her iki tarafta da eşitsizliklerin arttığı gelişmiş bir küresel kuzey ile az gelişmiş bir küresel güney için hangi bedelleri ödediğimizi de kendimize sormalıyız. Üstelik ekonomik sistemlerimizin ve ekonomik kalkınmanın, çevreyi de hesaba katarak yeniden düşünülmesi gerekiyor. Belki de sınırların kapatılması, yerel gıda sistemlerinin güçlendirmek ve gıda egemenliğini sağlamak için bir fırsat olarak görülebilir. Her zamankinden daha fazla korunma ihtiyacının olduğu bu zamanlarda, daha fazla insanın savunmasızlığa itilmesinin önlenmesi için yollar bulunmalıdır. Gıda sistemlerini yeniden tanımlamak, gıda sistemlerinin kriz zamanlarına dirençli olmasını sağlamasının yanında, gıda üretimimizden sorumlu olan kırsal alanlarda yaşayan risk altındaki kişilere ulaşmak anlamına da gelir.

 

Küresel bir gıda krizi riski hiç bu kadar büyük olmamıştı. Zaten küresel ekonomiler pandeminin etkilerini yaşıyor. FAO’yu yineleyen Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uluslararası Uzmanlar Paneli, insanların ve malların hareketlerine ilişkin kısıtlamaların halihazırda “yerel, bölgesel ve küresel tedarik zincirleri üzerinde büyük baskılar yarattığını ve gıda sistemlerinin dayanıklılığını test ettiğini” belirtti. Gıda güvensizliğinin iyileştirilmesi, iklim değişikliği ve sağlık sorunlarından ekonomik durgunluğa kadar olan diğer acil durumların üstesinden gelinmesine de yardımcı olur.

 

Yoğun tarımdan ormansızlaşmaya kadar mevcut tarımsal uygulamalarımız, hastalıkları yayan insan ile yaban hayatı arasındaki etkileşimlerini kışkırtarak pandemiyi daha da kötüleştiriyor. Agroekolojik uygulamalar ise bu etkileri azaltıyor. Sürdürülebilir arazi yönetimi, yoğunluğun aksine, kapsamlı hayvansal üretimin, ormanların ve diğer vahşi yaşam alanlarının korunması ile hastalıkların yayılmasını önlemeye yardımcı oluyor.

 

Hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, pandeminin şiddetli etkilerini hafifletmeye hazırlanıyor. Yetkililer, göçmen işçilerin düzenlemesine karşı tepki alırken Topluluk Destekli Tarım programı gibi üreticileri ve tüketicileri birbirine bağlayan yerel gıda ağları, dünya çapında yeniden ortaya çıktı. BM kurumları da Covid-19 acil durumuna yanıt vermekle meşgul. FAO, küresel gıda değer zincirini desteklemek için devletleri işbirliği yapmaya teşvik etti. IFAD, küçük toprak sahiplerini desteklemek ve bir gıda krizini önlemek için bir fon oluşturmuş ve WFP ise en çok ihtiyacı olanlara gıda yardımı sağlayan acil müdahalelerde bulunmuştur.

 

2021 Gıda Sistemleri Zirvesi, köylülerin, yerli halkların, pastoralistlerin ve balıkçıların da dahil olduğu aile çiftçilerinin önceliklerinin neler olduğu dikkate alınarak gıda sistemlerinin nasıl görünmesini istediğimizi yeniden tanımlamak için iyi bir fırsat olacak. Ayrıca yenilikçi agroekoloji programları çağrısında bulunmak için de önemli bir olanak sağlayacak. Dünya, pandeminin neden olduğu yakın zamandaki gıda krizlerine yanıt verirken gıda sistemlerinde ise yalnızca uzun vadeli bir agroekolojinin mevcut kırılganlıkları onarabileceği düşünülüyor. Üstelik sağlıklı ekosistemlerden ve bilinçli bireylerden oluşan dirençli bir toplum yaratabileceği de giderek daha açık hale geliyor.

 

Dipnotlar:

[1] Steve Gliessman (2018). “Agroekolojinin Tanımlanması”. Agroekoloji ve Sürdürülebilir Gıda Sistemleri, 42:6, 599-600.

[2] Clara Nicholls ve Miguel Altieri (2016). “Agroekoloji: Tarım Sistemlerinin Dönüştürülmesi ve Yeniden Tasarımına İlişkin İlkeler”

 

PaylSosyal medyada paylaş
Share