Yazan: Ocean ROBBINS / Çeviren: Duygu DEMİRKOL

 

Herkes yemek yer. Politika, ten rengi, din ya da bankada ne kadar paramız olduğuna bakılmaksızın hepimizin yaşamak için yiyeceğe ihtiyacı var. Ve sağlıklı olmak için sağlıklı yiyeceklere ihtiyacımız var. Ancak hiçbirimiz besleyici yiyeceklere aynı erişim olanağına sahip değiliz.

 

Besleyici, kaliteli, uygun fiyatlı yiyeceklere erişimi olmayan alanlar “gıda çölleri” olarak bilinir. Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA), onları %20 veya daha fazla yoksulluk oranına sahip olan alanlar olarak tanımlar. Ayrıca bu alanlarda ikamet edenlerin üçte birinin ya da daha fazlasının herhangi bir süpermarketten en az bir mil uzakta yaşar.

 

Gıda çölleri ağırlıklı olarak düşük gelirli alanlardır ve bu alanlarda ikamet edenler ise genellikle bir arabaya sahip değildirler. Çoğunlukla da beyaz olmayan topluluklardır. Sağlık sonuçlarının düşük gelirli insanlar için daha kötü olduğu üzücü bir gerçektir. Üstelik ırkçılığın mirasından ötürü beyaz olmayan insanların düşük gelirli gruplara girme olasılığı daha yüksektir.

 

 

Hatta bir çalışma, siyahi Amerikalıların, tam hizmet veren bir süpermarketten yoksun bir mahallede ya da bir toplulukta yaşayan beyaz Amerikalılardan yaklaşık %400 daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

 

 

 

 

Gıda Çöllerinde “Besin”

 

Kaliforniya’da gıda adaleti savunucusu ve Gıda Devrimi Zirvesi’nin (Food Revolution Summit) konuşmacısı olan Ron Finley, kendi topluluğunda alkol almanın organik bir elma almaktan daha kolay olduğunu söylüyor. Ayrıca Finley şöyle devam ediyor: “Gıda çölü, herhangi bir sağlıklı besleyici yiyecek elde etme şansının, fırsatının veya umudunun kesinlikle olmadığı bir yerdir. Bu topluluklarda dağıtılan yiyecekler alt seviyededir ve dünyanın farklı bölgelerinden gelmektedir. Toksinler ve zehirlerle spreylenirler ve zamanından önce toplanırlar. Bu da yetmezmiş gibi bir de bu topluluklarda ikamet edenlerin sahip olduğu tek seçenek olan fast food’ların çoğalması var. Arabalara yapılan servisler, arabalardan etrafa açılan ateşlerden daha çok insan öldürüyor.”

 

Bu durum, yiyecek çöllerinde yaşayan insanların kalorilere çok fazla erişemedikleri anlamına gelmez. Aslında bu alanlar likör mağazaları, marketler ve fast food restoranlarıyla fazlasıyla kaplı olma eğilimindedir  -aşırı miktarda şeker, yağ, tuz ve yapay bileşenlerin yanı sıra fabrikada yetiştirilen et ve süt ürünleri sağlayan yüksek oranda işlenmiş gıdalar satan kuruluşlar-. Gazlı içecekler, atıştırmalıklar, hamur işi, beyaz ekmek, kurabiye ve kraker sıkıntısı yoktur. Üstelik bol miktarda alkol ve tütün ürünleri vardır.

Peki sağlıklı yiyecekler?.. Pek o kadar değil…

 

Gıda Çöllerinin Sağlığa Etkisi

 

Gıda çölleri, gıda kaynaklarına, özellikle de sağlıklı ve kültürel olarak uygun gıdalara olan erişimi sınırlar. Bu durumun insanların yaşamları ile sağlık sonuçları üzerinde derin ve kalıcı bir olumsuz etkisi olabilir.

 

Dünya çapında sadece yoksulluk ile açlık arasında değil, aynı zamanda yoksulluk ve obezite arasında da doğrudan bir ilişki vardır. Göründüğü kadar mantıksız, ne kadar az paraya sahipseniz büyük olasılıkla kilonuzla o kadar fazla mücadele edeceksiniz. Acımasız gerçek şu ki yoksulluk genellikle ailenizi beslemeyi zorlaştırıyor -ve gerçek, sağlıklı yiyecekler sağlamak hâlâ daha zor-.

 

Gelişmiş dünyada, istatistiksel olarak, ne kadar fakir olursanız, kalorilerinizin çoğunluğu için yüksek oranda işlenmiş ve besleyici olarak yetersiz gıdaya bağımlı olma olasılığınız o kadar yüksektir. Ayrıca kanser, kalp hastalığı, Alzheimer ve Tip 2 diyabet gibi diyetten beslenen hastalıklardan ölme olasılığınız o kadar fazladır.

 

 

Genellikle fast food’a dayanan gıda çöllerinde yaşayan insanlar, 45 yaşından önce felç geçirme tehlikesinin yedi; kalp krizi ve Tip 2 diyabet riskinin iki ve böbrek yetmezliğinin ise dört katı risk altındadır.

 

 

 

Ne yazık ki hastalanmayı en az göze alabilen insanların, kronik hastalıklardan mustarip olma olasılığı en yüksektir.

 

Tüm Bunların Nedeni Nedir?

 

Yiyecek çöllerinin tek bir nedeni yoktur. Ortaya çıkışlarında rol oynayan farklı faktörlerden bazılarını inceleyelim.

 

  • Yoksulluk

Hâlihazırda, dünya çapında 820 milyondan fazla insan ve 54 milyon kadar Amerikalı, gıda güvensizliği ile karşı karşıya. Yoksulluğun öğütülmesi olduğu sürece -bazı insanlar yemek için mücadele ettiği sürece- sınıf çizgileri boyunca ortaya çıkan sağlık sonuçlarında eşitsizlikler olmaya devam edecektir.

 

 

Gıda çöllerinde yaşayan insanların çoğu asgari ücretli işlerde ve çoğunlukla da birden fazla işte çalışmaktadır. Aslında birçok gıda çölleri, mevcut işin birincil iş sahiplerinin en az %80’i için temel ihtiyaçlar sağlamadığı “ücret çölleri”dir. Bu nedenle ücretli çöllerde yaşayan insanlar tam zamanlı çalışsalar ve sağlıklı ürünlerle tam hizmet veren marketlere erişebilseler bile sağlıklı yiyecekleri almaya güçleri yetmeyebilir çünkü gerçekten bozuk bir para yardımı sisteminden ötürü sağlıklı yiyecekler bazen sağlıksız seçimlerden daha pahalıya mal olur.

 

  • Ödenekler

Neredeyse herkes, daha fazla taze meyve ve sebze yememiz gerektiğini biliyor. Fakat bugün çiftlik para yardımlarının ancak %1’inden azı bu sağlıklı gıdaların araştırılmasını, üretilmesini veya pazarlanmasını destekliyor. O zaman hangi yiyecekleri ve hangi bitkileri destekliyoruz? Öncelikle devasa miktarlarda mısır, soya ve buğdayın seri üretimi…

 

Bu yüksek oranda para yardımı yapılan mahsullerin modern diyette iki ana kullanımı var: Endüstriyel et fiyatını düşüren fabrika çiftliklerinde hayvan yemi ile yüksek oranda işlenmiş ve besin değeri düşük abur cuburlarda içerik olarak… Bu, besinsel olarak korkunç olan gıda benzeri ürünlerin fiyatını düşürür ve tıbbi maliyetlerin hızla artmasına katkıda bulunur.

 

 

Gıda sübvansiyonları, son kırk yılda işlenmiş gıdaların ve endüstriyel etlerin fiyatının %20-30 azalmasının ve meyve ile sebzelerin fiyatının %40 artmasının başlıca nedenidir.

 

Nesiller arası yoksulluk döngülerinin devam ettiği bir toplum inşa ettiğimizde ve daha sonrasında ise abur cuburları desteklediğimizde fakirleri, beslenme felaketlerine mahkûm eden bir pazar uyuşmazlığı yaratıyoruz. Ve finansal olarak mücadele edenlerin büyük ölçüde orantısız bir kısmı beyaz olmayan insanlar olduğunda, aslında ırksal sağlık eşitsizliğini sürdüren koşullardan birini yarattık.

 

  • Yarış Bağlantısı

Beyaz olmayan topluluklarda yoksulluğun daha derin ve daha yıkıcı olma eğiliminde olduğu koşullar nasıl yaratıldı? Kölelik ve soykırım tarihlerini, insanlar ve renkli topluluklar üzerinde olumsuz kredi muamelesi uygulayan redlining (sigorta desteği verilmeyecek bölgelerin belirlenmesi) izledi. Aynı zamanda redlining, -federal hükûmet kurumları, yerel yönetimler ve özel sektör tarafından- insanlara ve renkli topluluklara yönelik diğer birçok hizmetin sistematik olarak reddedilmesi anlamına da geldi.

 

Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın siyahi çiftçilere olan ayrımcılığı, ABD’deki siyahi çiftçilerin %93’ünün topraklarını kaybetmesine yol açmıştır. Ve posta kodlarına bağlı vergi tabanları, çoğu aynı zamanda azınlık toplulukları olan düşük gelirli toplulukları, yetersiz finanse edilen okullar, sağlık programları ile daha yüksek düzeyde şiddet ve çevre kirliliği ile nesiller arası yoksulluk döngülerinde yerleşik tutuyor.

 

Bütün bunların keskin etkisi, bugün siyahi ve Hispanik ailelerin, beyaz ailelerden çok daha az servete sahip olmasıdır. Ortalama siyahi ailenin net değeri, ortalama beyaz aileninkinden %11’den azdır. Hispanik ailelerin net değeri ise beyaz ailelerinkinden %13’ten azdır.

 

  • Gıda Erişimi ve Hayat Beklentisi

Düşük gelirli topluluklarda iyi bir yaşam sürmeyi başaran insanlar, genellikle daha az varlıklı aile üyelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için fazladan para harcamak zorunda kalıyorlar. Varlıklarını biriktirip çocuklarına devretmek yerine, bunları büyüklerine veya acil ihtiyaç sahibi diğerlerine bakmak için kullanmaları, sonrasında ise fakir ölmeleri daha olasıdır.

 

 

Irkçılıkla bağlantılı olsun ya da olmasın, yoksulluğun gıdaya erişim üzerindeki etkisini abartmak zordur. Tarihsel olarak beyaz ve orta sınıf işçiler, şehirlerin dışına ve banliyölere taşınırken bunu büyük ölçüde genel giderlerden tasarruf edebildikleri, daha pahalı ve karlı ürünleri daha zengin bir müşteri tabanına satabilecekleri ve daha düşük sigorta oranlarına sahip olabilecekleri için.

 

Bütün bunlar sağlık sonuçları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Yetersiz besleniyor ve hastalanıyorsanız hayatta ilerlemek ya da hayat sizi her yere savurduğunda tekrar ayağa kalkmak çok zordur.

 

 

  • Gıda Ayrımcılığı

Gıda çöllerinin varlığını tanımanın ve bunlarla mücadele etmenin önemine rağmen, bazı düşünce liderleri “gıda çölü” terimini tamamen reddediyor. Siyah çiftçilik aktivistleri Leah Penniman ve Karen Washington “gıda apartheid” terimini tercih ediyor. Gerçek çöllerin doğal olarak meydana gelen bir fenomen olduğunu, gıda çöllerinin ise sosyal eşitsizliklerden kaynaklandığını savunuyorlar . Bize söylediklerine göre apartheid, ten rengine dayalı bir ayrımcılık ve eşitsiz muamele sistemine atıfta bulunuyor ve bu nedenle, toplumun neredeyse her düzeyinde uzun süredir devam eden ayrımcılığın neden olduğu bir sorunu daha iyi tanımlıyor – kırmızı çizgi ve konut ayrımcılığından haksız çalışma koşullarına ve erişim eksikliğine sağlıklı yiyeceklere.

 

“Gıda apartheid” terimini tercih edenler, büyük bir savunmasız işçi havuzundan – çok az ücret karşılığında ve temel koruma olmadan çalışmaya istekli işçilerden – işe alınabilecek kârlar olduğu sürece, finansal güvenceye sahip bazılarının olacağına inanıyor. yoksulluğun yaygınlığında pay sahibi. Bazı toplulukları sıkıntı içinde tutabilirlerse daha fazla para kazanacak şirketler var. Yani, argüman şöyle devam ediyor, ırkçılık ve “yemek çölleri” bir kaza değil – bunlar tasarım gereği.

 

Not: Hangisinin daha doğru bir terim olduğu, “gıda apartheid” veya “gıda çölü” olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Ancak ortak bir diyalogda paylaşım amacıyla ve USDA tarafından kullanılan terimin “gıda çölü” olduğu göz önüne alındığında , Gıda Devrimi Ağı bunu en azından şimdilik kullanmaya devam ediyor.

 

  • Bunda Hepimizin Payı Var

Yiyecek çöllerinin esas olarak renkli insanları ve düşük gelirli insanları etkilediği doğrudur. Ancak bol yiyeceğe sahip olan bizler için gıda erişimini başka birinin sorunu olarak düşünmek cazip gelse de daha derindeki gerçek şudur ki hepimiz etkileniyoruz.

 

Neden Bekleyemeyiz’de Martin Luther King, Jr. şöyle yazdı: “Tek bir kader giysisine bağlı kaçınılmaz bir karşılıklılık ağına yakalandık. Birini doğrudan etkileyen her şey, dolaylı olarak herkesi etkiler.”

 

Haklıydı ve çalışmalar da şimdi bunu destekliyor. Milken Enstitüsü tarafından yapılan bir analize göre en yaygın yedi kronik hastalığın tedavisi, üretkenlikteki kayıpları göz önünde bulundurarak, ABD’ye her yıl bir trilyon dolardan fazlaya mal oluyor. (Araştırmacılar, sağlıksız davranışlarda mütevazı bir azalmanın bile yılda 40 milyon kronik hastalık vakasını önleyebileceğini ekledi.)

 

Düşük gelirli topluluklardaki kötü sağlığın etkisi en çok bu topluluklarda yaşayan insanlara düşerken Medicare ve Medicaid’in maliyetleri, sağlık sigortası, devlet tarafından finanse edilen sağlık girişimleri, kayıp ücretler ve vergi gelirleri hepimizi etkiliyor. Sigortalı olmayanlar için hastane acil bakımı ile ayrıca tıbbi olarak tetiklenen iflaslar bir havuzda toplanır ve toplu olarak paylaşılır. Herhangi bir yerdeki hastalık, maliyetleri artırır ve yaşam kalitesini her yerde düşürür. Bu yüzden hem ahlak hem de merhamet nedenleriyle ve sonuçta, bunu tersine çevirmek için kişisel çıkarlarla ilgili finansal kaygılar nedeniyle hepimizin bir çıkarı var.

 

Ne Yapmalıyız?

Birey olarak topluluk bahçeler ile onların arkasındaki insanları büyütebilir ve destekleyebiliriz. Çalışanlarına adil davranan ve topluluklarımıza yatırım yapan yerel çiftlikler ile işletmeleri destekleyebiliriz. Yemek tatlıları hakkında bilgi alabilir ve başkalarına anlatabiliriz. Ayrıca daha adil bir dünyaya yatırım yapan şirketleri ve siyasi liderleri destekleyebiliriz.

 

Toplum olarak barınmadaki, istihdamdaki ve okul kalitesindeki ayrımcılığa son vermek için çalışabiliriz. Sağlıklı okul yemeği programlarına ve hizmet ettikleri ailelere sağlıklı seçenekler sunan gıda bankası girişimlerine yatırım yapabiliriz. Düşük gelirli topluluklara sağlıklı gıda satın alma gücü sağlayan ve en çok ihtiyacı olan topluluklara sağlıklı, kültürel olarak uygun gıdaları getiren perakendeciler ile restoranları teşvik eden programları destekleyerek genişletebiliriz.

 

 

Ayrıca abur cubur için devlet, para yardımlarına son verebilir. Bir şeyi finansal olarak destekliyorsak bunun sağlıklı gıda olması gerekmez mi? Yüksek fruktozlu mısır şurubu ve fabrikada yetiştirilen etin fiyatını vergi mükellefleri pahasına düşürmek yerine, karalahana, havuç, avokado ve elmaları finansal olarak desteklemeye ne dersiniz?

 

 

Adalet mücadelesi, tiranlığın kendisi kadar eskidir. Üstelik bugün, hepimizin hayatında yaşıyor. Ama her bir adım ile işlerin gidişatını değiştirmeye yardımcı olabiliriz. Herkes için sağlıklı, etik ve sürdürülebilir gıda ile bir dünya inşa edebileceğimize gerçekten inanıyorum. O gün geldiğinde insanlık, yüksek çağrısını yerine getirmek için büyük bir adım atmış olacaktır. Ve oraya ulaşmak için… Yapacak bazı işlerimiz var.