Yazan: Engin ARIKAN

 

Hayvan hakları bahsinde genellikle balıklar ön planda değerlendirilmez. Pek çoğumuz önce kedileri, köpekleri; daha sonra da koyunları, inekleri ve tavukları getirir aklına. Bu yazı ise balıklar hakkında. Balıkların özelliklerine ve endüstriyel hayvancılıkta yaşadıkları tecrübelere bakacağız.

 

Bilim net: Balıkların acı hissetme yetisi var

Balıkların bize biraz uzak olması aslında normal. Balıklar tür olarak su hayvanıdır ve kara hayvanları gibi bizim onlarla empati kurmamızı sağlayabilecek özelliklerden bir miktar yoksundurlar. Örneğin balıkların yüzlerinde onların duygularını ifade eden kaslar yoktur. Bu nedenle bize donuk gelirler. Kedilerin ve köpeklerin bize hoş gelmesinin önemli bir sebebi de duygularımıza hitap eden yüz jestleri yapabilmeleridir. Balıklar, kara hayvanları gibi ses de çıkartamazlar. Bu yüzden kuşların ötüşündeki gibi kulağımıza hitap eden davranışları yoktur.

 

Ancak bunlar, balıkların bir şey hissetmediği manasına gelmez. Bilim otoriteleri balıkların acı veya mutluluk hislerini tecrübe edebildiğini net bir şekilde ifade etmektedir. Balıklar, vücutları kesildiğinde, aç kaldıklarında, nefes alamadıklarında acı çekerler. Bu tip tecrübeler yaşadıklarında sinir ve hormon sistemleri, kara hayvanlarına oldukça benzer şekilde tepki verir. Diğer taraftan balıklar, çevrelerinde farklı bitkilerin, balıkların ve taşların bulunmasından ve serbest şekilde hareket edebilmekten mutlu olurlar. Hayvan davranışı çalışmaları, balıkların boş akvaryumlardan ziyade içinde farklı bitki ve hayvanların olduğu zenginleştirilmiş alanları açık bir şekilde tercih ettiklerini göstermiştir.

 

 

 

Balıkların acı çekmediğine ilişkin iddialar, balıkların beyninin farklı olmasından kaynaklanmıştır. Balıkların beyinlerinde “korteks” bölgesi yoktur. Bu sebeple onların hissettikleri, insanlar veya diğer hayvanlardan farklı olabilir. Ancak bu, onların hiçbir şekilde acı veya mutluluk hissetmediği anlamına gelmez. Özellikle acı hissetme yetisi, hayvanların hayatta kalmaları için çok temel bir özelliktir. Bunun sayesinde hayvanlar, kendilerine zarar verebilecek şeylerden uzaklaşmış olurlar. Evrimsel olarak da balıkların acı çekme yetisinin olması oldukça doğaldır. Omurga yapıları, dokuları ve sinir sistemleri açısından kara hayvanları ile birçok benzerlik taşıyan balıkların bu karmaşık sistemlerden çok daha temel bir özellik olan acı hissetme yetisine haiz olmaması çok tuhaf olurdu.

 

Balıklar artık denizlerde değil, kafeslerde yüzüyor


İnsanlar haklı olarak balıkların denizlerde yaşadığını düşünür. Ancak endüstriyel hayvancılık daha “verimli” olması sebebiyle balıkları su kafeslerinde yetiştirmeyi tercih ediyor. Böylece balıkların tüm yaşamı kontrol altında tutularak arzu edilen et özelliklerine sahip hayvanlar tedarik edilmiş olur. Böylece bunları avlamaya gerek kalmaz.

 

 

Öte yandan “çiftlik” balıklarının yetiştirilmesi için balık yemi gerekir. Bu balık yemlerinin önemli bir kısmı denizlerdeki balıkların kitlesel olarak avlanmasıyla sağlanır. Ülkemizde avlanan hamsi ve çaça balıklarının büyük çoğunluğu insan tüketimine değil, çiftlik balıklarının beslenmesi için kullanılır. Trilyonlarca hayvan büyük avcılık gemilerinin ağları ile denizden toplanır ve balık yemi fabrikalarına götürülür.

 

Genetiği değiştirilmiş balıklar ile tanışın

Diğer endüstriyel hayvancılık alanlarında olduğu gibi kafeslerde veya tanklarda yetiştirilen kültür balıklarına da suni müdahalelerde bulunulur. Balık yumurtalarına ve spermlerine ısı, soğuk veya basınç uygulanarak kromozom sayılarına etkide bulunulur. Böylece vücut ağırlıkları ve et “kaliteleri” arttırılır. Örneğin balıklar ergenliğe girdiklerinde vücut ağırlıklarındaki artış durur ve tükettikleri besinleri üreme hücreleri için harcamaya başlarlar. Bu şekilde kromozom sayıları değiştirilen balıklar ise kısır kalır. Böylece ergenliğe geç ulaştıkları için vücut ağırlıkları daha fazla olur. Bir diğer teknik, dişi damızlık balıklara hormon verilerek onların cinsiyetlerini erkeğe dönüştürmek ve daha sonra da tüm balık sürüsünü dişi hale getirecek spermleri “sağmaktır”. Böylece balık sürüsünün tamamı dişi olur çünkü her iki üreme hücresinden de X kromozomu alınır. Dişi olanlar ergenliğe geç girdikleri için et üretimi açısından daha verimli olurlar

 

 

 

Ancak bu genetik suni müdahaleler hayvanların bünyelerine ciddi zararlar verir. Kültür balıklarının çoğunluğunda katarakt vardır, neredeyse kördürler. Yine önemli bir kısmında omurga ve solungaç deformasyonları vardır.

 

 

Su kafeslerinde yaşam

Hayvanların kafeslerdeki yaşamları da çok kötüdür. Doğal koşullarda balıklar sürekli “yüzer”. Ancak kafeslerde hayvanların yüzecek alanları kısıtlı olduğu için sürekli birbirlerine ve kafes yüzeyine sürtünürler. Bu da bedenlerinin yaralanmasına sebep olur. Kafeslerdeki balık yoğunluğu çok yüksek olduğu için hayvan pisliği seviyesi de oldukça yüksektir. Bu sıkışık ve kötü koşullardan ötürü kafesteki oksijen seviyesi, doğal şartlara kıyasla düşüktür. Dolayısıyla hayvanlar rahat nefes alamazlar.

 

 

 

Çok kötü bir son

Balıkların acı dolu yaşamı oldukça eziyetli bir şekilde sona erer. Balıklar “hasat” edilmeden önce aç bırakılır. Bu uygulamanın amacı bağırsaklarının temizlenmesini sağlamaktır. Bu süre tamamlandıktan sonra hayvanlar büyük ağlarla sudan çıkartılır. Bu sırada bazıları ezilerek ölür. Diğerleri ise içi buz dolu kutulara dökülür. Bu işlemin amacı hayvanların etlerini “taze” tutmaktır. Hayvanlar bu kutularda nefessiz kalır çünkü artık su yoktur. Buzun kan dolaşımını azaltması neticesinde ölümleri iyice yavaşlar ve yaklaşık bir saat süren boğulma sonucunda hissizleşirler.

 

Aynı durum denizlerden avlanan hayvanlar için de geçerlidir. Endüstriyel balıkçılık gemileri, denizlerden tonlarca balığı çeker. Bunların önemli bir kısmı ezilerek ölür. Geri kalanı da buzlu kutulara koyulur ve bu şekilde nefessiz kalarak ölürler.

Görüldüğü üzere balıklar acı hissedebiliyor ve birçok sebepten ötürü çok acı çekiyor da. Diğer hayvanların olduğu gibi, balıklar da ilgimize ve merhametimize layık. Trilyonlarca hayvanın kör olması, yaralanması ve dakikalarca buzların içinde boğulması insanı dehşete düşürmeyecek ise ne düşürebilir ki?

X