Yazan: Sara POPESCU SLAVIKOVA / Çeviren: Ada AYAS

 

Geniş anlamda bir aile tarafından sahip olunan veya yönetilen herhangi bir çiftlik anlamına gelen aile çiftçiliği, dünyadaki en baskın tarım şeklidir. Dünyada 500 milyondan fazla aile çiftliği şu anda gıdanın, yemin ve lifin yüzde 56’sından fazlasını sağlıyor. Üstelik sayısız oldukları kadar da çeşitlidirler. Aile çiftçileri, küçük ve orta ölçekli çiftçilerden köylülere, yerli halklara, geleneksel topluluklara, pastoralistlere ve diğer birçok gruba kadar çeşitlilik gösterir.

 

Aile çiftlikleri bölgeler arasında büyük farklılıklar gösterse de –örneğin Avrupa’da en büyük aile çiftliklerinin yüzde 60’ı 100 hektardan fazla alana yayılıyor ve gelişmekte olan bölgelerde bir hektardan küçük, çok mütevazı arazilere sahipler– sürdürülebilir kalkınmaya geçişte önemli bir rol oynuyorlar.

 

 

Aile çiftçiliği, Afrika, Asya, Latin Amerika veya Yakın Doğu gibi dünyanın gıda açısından en güvensiz bölgelerinde iş ve gıda sağlamakla kalmaz, aynı zamanda tarımın çevresel bozulmanın giderilmesine nasıl yardımcı olabileceği konusunda da faydalı bir model olur.

 

 

 

Küçük aile çiftlikleri çevre ve sürdürülebilir gelecek için neden önemlidir?

Bugün dünyadaki tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Mevcut gıda üretim sistemimiz sera gazlarının yüzde 19 ila 29’unu yayarken topraklar yenilenme kapasitelerinden 40 kat daha hızlı tükeniyor. Bu, tarımın kaynaklarımızı inkâr edilemez şekilde zorladığı ve iklim değişikliğine katkıda bulunması nedeniyle gıda üretimimizin geleceği için kasvetli bir tablo çiziyor.

 

Ama resmin parlak bir tarafı da var.

 

Ağır makineler, geniş arazilere tek ürünlü tarım ilaçları ile gübreler püskürtmeye devam ederken milyonlarca aile çiftçisi bu etkileri gidermek ve kırsal alanları canlandırmak için agroekolojik yaklaşımlar uyguluyor. Tarımsal ormancılık, ara ürün ekimi, örtü kırpma, yeşil gübreleme veya entegre haşere yönetimi gibi bir dizi tarımsal uygulama aracılığıyla aile çiftlikleri, endüstriyel çiftliklerden daha uzun vadeli sürdürülebilirlik ve daha fazla üretkenlik sağlar. Evet, bu doğru. Aile çiftlikleri en yüksek verimliliğe odaklanan yönetim sayesinde arazilerinden daha yüksek verim elde etmektedir. Bazı durumlarda büyük çiftliklerden yüzde 200 ila 1000 daha fazla olabilir.

 

Başarılarının anahtarı nedir ve aile çiftçiliğinin çevre için faydaları nelerdir?

En alttan başlayalım. Besin yetiştirme yeteneğimizin başarısını da belirleyen ortamdan, topraktan…

 

1) Topraklar için özel bakım

Aile çiftçileri topraklarını genellikle atalarından miras alırlar. Bu miras, önceki nesillerin onlarca yıllık başarılı çalışmalarını temsil ediyor. Aynı azim ve titizlikle toprağa sahip çıkmak da büyük bir sorumluluğu ifade ediyor. Toprak, çiftçinin en önemli kaynağıdır ve aile çiftliklerindeki çiftçilerin iyi toprak verimliliğini korumanın yollarını aramaları doğaldır. Ayrıca alanla sınırlı oldukları (bazı çiftçilerin iki hektardan daha az araziye sahip oldukları) ve kendi arazilerinden mümkün olduğunca fazlasını üretmeleri gerektiği göz önüne alındığında genellikle toprakta rejeneratif uygulamalara geçiş konusunda öncülük ederler. Bu uygulamalar, geleneksel büyük ölçekli çiftçilikten kesinlikle farklı olan birkaç önemli adımdan oluşur.

 

 

İlk olarak, daha küçük çiftliklerdeki toprak, ağır makineler ve gereksiz toprak işleme ile çok daha az rahatsız edilir. Aile çiftçilerinde verilen her karar, çiftliğin yıllık bütçesini etkilediği için daha yüksek hassasiyetle çalışılır. Bu çiftliklerdeki çiftçiler, iki kez düşünürler ve genellikle toprak sağlığına büyük fayda sağlayan minimum toprak rahatsızlığı ve azaltılmış müdahale lehinde karar verirler. Ayrıca birçok iş manuel olarak veya daha küçük ve daha hafif teknoloji ile yapılır. Bu, toprakları büyük monokültür tarlalarında çok sık görülen sıkışmadan korur.

 

 

 

Aile çiftçileri en yüksek üretkenliği elde etmek için genellikle çeşitli mahsulleri birleştirirler. Arazinin her bir karışı, ya doğrudan gıda ürünlerinin üretimi için kullanılır ya da daha sonra yeşil gübre olarak toprağı zenginleştirmek için kullanılan veya hayvan yemi olarak hasat edilen örtü bitkileriyle kaplıdır. Çiftlik çeşitlendirmesi, toprağı erozyondan korur ve nemin daha uzun süre muhafaza edilmesine yardımcı olur. Ayrıca sağlıklı toprak yapısı için çok önemli olan toprak mikroorganizmalarının çeşitli aktivitelerini destekler.

 

Kuzey Dakota’dan bir aile çiftçisi olan Gabe Brown’ın Kirden Toprağa: Bir Ailenin Yenileyici Tarıma Yolculuğu adlı kitabında yazdığı gibi, toprakların her zaman örtülmesi gerekir. Bu, birçok aile çiftliğinde yaygın bir uygulamadır çünkü basitçe çiftlik yönetiminin verimliliği ile ilişkilidir: Birbirine yakın çeşitli bitkiler yetiştirmek, ara ürünler, azotlu toprakları zenginleştirmek ve çiftlik hayvanları için yem üretmek için baklagiller dikmek, mahsulleri döndürmek ve aynı zamanda mahsul artıklarını bırakmak…

 

2) Kaynakların hassas yönetimi

Doğal ekosistemlerde hiçbir şey boşa gitmez. Malzemeler yeniden kullanılır; besinler geri dönüştürülür. İsraf ve doğal kaynakların tükenmesi, sürdürülebilirliğin değil, maksimum kârın belirlediği yüksek derecede sanayileşmiş tarımın özelliklerinden biridir. Aile çiftlikleri ise tam tersine, uzun vadeli sürdürülebilirlik için çabalıyor. Çiftçiler arazileriyle derin bir bağa sahipler. Ayrıca kendileri ve arazileri için en iyi sonucu elde etmek adına mevcut kaynakları nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda da iyi bir anlayışları var. Gıda ve tarımda dünya uzmanı olan Peter Rosset’e göre küçük çiftçiler, doğal kaynakların parlak yöneticileridir. Örneğin, endüstriyel çiftliklere kıyasla çiftliklerinde üç kat daha fazla ağaç ve yeşil gübreleme gibi sağlıklı toprak oluşturma uygulamaları için iki kat daha fazla arazinin kullanıldığını görebiliriz. Bazıları için şaşırtıcı gelebilir, ancak sürülerini dünyanın kurak arazilerinde yoğun bir şekilde otlatan Bedeviler veya Moğol çobanlar gibi göçebe çobanlar da doğal kaynakların büyük koruyucularıdır.

 

 

Sınırın en ufak şekilde aşılmasının bile ciddi toprak bozulmalarını tetikleyebileceği yarı kurak bölgelerde hayvan yetiştirmesine rağmen, bu çiftçiler her zaman yüksek kaliteli hayvansal ürünler üretmek için doğal kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanma konusunda mükemmel dengeyi nasıl sağlayacaklarını biliyorlardı. Toprakların, çeşitli otlak bitki örtüsünün ve kısıtlı su kaynaklarının yüzyıllar boyunca sağlıklı kalması, onların akıllı hayvan gütme konusundaki kadim bilgileri sayesindedir. Bu durum, insanların yerel otlakların sunduğu kaynaklardan faydalanmasını sağladı. Ayrıca bitki örtüsünü canlandırmaya yardımcı olan otlayan hayvanların varlığından da ekosistemler faydalandı.

 

3) Kirliliğin önlenmesi 

Çiftçi olmak, büyük sorumluluk gerektiren önemli bir iştir. Belki çoğumuzun fark ettiğinden bile daha büyük. Neden? Çünkü her şey birbirine bağlıdır. Çiftçilerin çiftlik yönetimi konusunda aldıkları kararlar, çevredeki toplulukları ve hatta uzak şehirlerdeki birçok insanı etkileyebilir. Çoğu aile çiftçisi toprağına yaşayan bir ortam gibi davranır. Onu besliyorlar, iyileşmesine izin veriyorlar, sağlığını yakından izliyorlar ve korumak için adımlar atıyorlar. Bu tür topraklar, karşılığında sadece besleyici gıda yetiştirmekle kalmazlar. Aynı zamanda patojen içermezler. Üstelik hastalıkları ve zararlı canlıları da doğal olarak savuşturabilirler. Bu durum, pestisit ve gübre girişinin azalması veya sıfırlanması ile sonuçlanır.

 

Ayrıca bu küçük çiftliklerde yan yana yetiştirilen bitkilerin çeşitliliği, toprağı şiddetli yağmurların neden olduğu erozyonlardan korur. Yeraltındaki kalın kök ağı ile çeşitli bitki örtüsü, toprağı stabilize etmeye ve akıntıyı önlemeye yardımcı olur. Modern tarım, güçlü sera gazları metan ve azot oksitler de dâhil olmak üzere önemli bir hava kirletici yayıcıdır. Bu emisyonların en büyük kısmı yoğun çiftçilikten kaynaklanır. Gübre uygulaması, ağır tarım makinelerinden gelen dizel egzozları ve organik kalıntıların yakılması gibi işlemler, ince partikül madde gibi sağlığı tehdit eden hava kirleticileri açığa çıkarır.

 

 

Neyse ki büyük ölçüde aile çiftliklerinde desteklenen sürdürülebilir tarım yöntemleri, bu gazlardan daha az miktarda yayar. Aslında tarımsal ormancılık veya çok yıllık mahsullerin yetiştirilmesi gibi bazı yenileyici uygulamalar, karbon tutulmasını bile teşvik eder. Toprağın karbonu tutma kapasitesi üzerine yapılan bir araştırmaya göre organik olarak yetiştirilen topraklar, hektar başına bir yılda 0,9 ila 2,4 ton karbondioksit, geleneksel çiftliklerdeki topraklardan daha fazla tutuldu [19].

 

4) Su tasarrufu önlemlerinin maksimum düzeyde uygulanması

Küçük ölçekli çiftçiler önlem almaya ve suyu koruyan teknolojileri kullanmaya daha yatkındır. Arazileriyle doğrudan temas hâlinde olduklarında, çiftliklerinde su tutulmasını iyileştirme potansiyelini görüyorlar. Ayrıca su tasarrufu önlemlerinin uzun vadede işlerini kolaylaştıracağının ve iyileştirilmiş su yönetiminin kurak dönemlerde çiftliklerinin direncini artıracağının da farkındalar.

 

Çiftçiler için suyla ilgili sorunların özü, yağmur suyunun araziden akış yoluyla çok hızlı kaybı veya bitki örtüsü olmayan topraklardan artan buharlaşmadır. Sürdürülebilir tarım ve toprak koruma ilkelerini takip ederek, bu sorunlar yol boyunca ele alınabilir. Örneğin, çok etkili bir önlem, canlı bitkilerle kaplı toprakları veya çiftlikteki mısır kapları gibi organik artıkları bırakmaktır. Yer örtüleri, yağmur suyunu yakalayarak, daha derin toprak katmanlarına girmesine izin vererek, toprakları güneşten koruyarak ve böylece toprak nem içeriğini daha uzun süre koruyarak su sızmasını artırır.

 

 

Küçük çiftçiler arasında giderek daha popüler hâle gelen önlem, yüzey akışının önlenmesi ve yağmur suyu hasadının iyileştirilmesidir. Çiftçiler, şiddetli yağışlar sırasında suyun birikme eğiliminde olduğu alanlarda göletler, hendekler ve hatta yapay sulak alanlar inşa ederek sulama için su taleplerini büyük ölçüde azaltır. Yakalanan su daha sonra yavaş yavaş toprağa sızar ve sulama için kullanılır. Mahsulleri sulamanın daha karmaşık yolu, damla sulamayı içerir. Bu yöntem, geleneksel sulama yöntemlerine göre yüzde 80’e kadar daha fazla su tasarrufu sağlayabilir. Damla sulama, suyun bir vana, boru ve boru ağı aracılığıyla ya toprak yüzeyine ya da doğrudan kök bölgesine farklı bitkilerin köklerine yavaş yavaş damlamasını sağlar.

 

Bazı çiftçilerin deneyimlerine göre köklere damlama sulama, ekinlerin daha sağlıklı ve daha güçlü olmasını sağlar çünkü ihtiyaç duyulan yerde su bulunur. Ek avantaj ise yeraltındayken yüzeyden buharlaşmanın en aza indirilmesidir. Son zamanlarda dünya çapında daha fazla aile çiftçisinin bu teknolojiye yatırım yapmasına şaşmamalı.

 

5) Tohum çeşitliliği ve geleneksel ırkların yönetimi

Aile çiftçileri, tarımsal biyoçeşitliliğin ana koruyucularıdır. Genellikle çalışmak için daha az kaynağa sahip oldukları göz önüne alındığında birçok aile çiftçisi, genellikle bölgeden kaynaklanan en iyi tohumların ya da hayvanların titizlikle seçilmesiyle geliştirilen benzersiz niteliklere sahip özel mahsullere veya yerli hayvan ırklarına odaklanır. Örneğin, bazı mahsul çeşitleri daha lezzetli veya besin açısından daha zengindir. Diğer çeşitler tuza, kuraklığa veya haşerelere karşı dayanıklıdır. Bu nedenle yerel koşullar altında daha iyi verim gerçekleşir. Geleneksel hayvan ırkları, bazı alanlarda, bugünlerde dünyadaki her büyük çiftlikte görülebilen az sayıdaki yüksek üretimli ırklardan daha değerli olduklarını da kanıtlıyor.

 

 

Yerli ırklar gelişir ve mükemmel sağlığın yürüyen bir örneği iken uygun olmayan iklim nedeniyle üretkenliğini kaybeden yüksek üretim ırklarının sayısız örneği vardır. En iyi ve en güçlü hayvanların dikkatli bir şekilde yetiştirilmesi, birçok eski ırkın yüzyıllar boyunca yerel çiftçiler tarafından ihtiyaçlarına göre şekillendirilen özellikleri taşımasını sağlamıştır. Aile çiftçilerinin azim ve bilgeliği sayesinde yerel ırklar ve mahsuller tamamen ticari, yüksek verimli emsalleri tarafından değiştirilmemiştir. Bazı durumlarda bunun nedeni, endüstriyel çeşitlerin daha pahalı olması nedeniyle satın alamamanın finansman eksikliğidir. Diğer durumlarda bunun nedeni, çiftçilerin geleneksel türlerin niteliklerinin ve gelişmiş direncinin farkında olmalarıdır.

 

6) Ekosistemlere saygı ve biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi

Çiftçi olmak bir iş değildir. Çiftçi olmak yaşam biçimidir. Başarılı aile çiftçileri, yalnızca toprak, bitki, hayvan hissini miras almış kişiler olabilir. Canlı organizmalara ve doğal döngülere karşı güçlü içgüdüleri olan insanlar, çiftliklerini daha büyük bir birimin, yani doğal ekosistemin bir parçası olarak görebilen insanlardır.

 


Aile çiftlikleri genellikle yaşam çeşitliliği ile doludur. Böceklerin, kuşların, küçük vahşi yaşamın kendi topraklarında yiyecek ve barınak bulabileceği şekilde yönetilirler. Örneğin, sınırlar boyunca çitlerde, örtü bitkilerinde veya daha bol ağaçlarda… Hektarlarca tek tip monokültürlerle karşılaştırıldığında daha küçük çiftlikler, diğer yaşamı desteklemek için bol miktarda alan ve çeşitli habitatlar sunar. Buna çiftlikleri doğal olarak zararlılardan kurtarmaya yardımcı olan yırtıcı hayvanlar da dâhildir.

 

 

7) Kırsal toplulukların doğal kaynaklarıyla bağlantısı

Sanayi dünyasının en büyük sorunu insanların doğadan ne kadar kopuk olduklarıdır. Bağlantıyı kesmek, farkında olmamak demektir. Farkında olmamak, umursamamak demektir. Bu yoğun dünyada bilmediğimiz bir şeyi nasıl önemseyebiliriz?

 

Aynı ilke endüstriyel tarımda da geçerlidir. Büyük çiftlikler, insanları endüstriyel bir modda çalışmak için istihdam eder. Bu şekilde üretilen yiyecekler, nasıl ve kim tarafından yetiştirildiğini bilmeyen uzak şehirlerdeki insanlara fabrika gibi sunulur. Bu çiftçilik işlemleri sırasında büyük mesafeler kat edilir. Büyük makineler bir avuç insan tarafından sürülür. Kırsal toplulukların kaynakları yalnızca tüketilir, paketlenir ve yerel halkın onlardan hiçbir yararı olmadan uzak bir yere taşınır.

 

 

Aile çiftçileri ise gıda üretim süreci ve yaşadıkları toplumun refahı ile doğrudan ilgili kişilerdir. Çocuklarını temiz bir çevrede, sağlıklı bir geleceğe sahip olabilecekleri müreffeh toplumlarda yetiştirmek istiyorlar. Ailelerine ve arkadaşlarına kimyasal içermeyen besleyici yiyecekler sunmak istiyorlar. En yakın çevrelerinin refahı, öncelikle çiftçiliği seçmelerinin nedenidir ve bunu iyi yapmak için en iyi motivasyona sahiptirler.

 

Bu inkâr edilemez bir gerçektir: Aile çiftçileri yerel toplulukları ayakta tutar. Yerel olarak üretilmiş gıda sağlıyorlar, yerel işçileri işe alıyorlar, yerel bir ekonomi inşa etmek için parayı yeniden yatırıyorlar ve en önemlisi, ortak kaynakları yönetiyorlar. Sürdürülebilir bir şekilde yaparlarsa topluluklarındaki herkes bundan faydalanır.

 

Bu, yalnızca yerel kalitede toprak ve sudan yetiştirilen gıdaları içermekle kalmaz, aynı zamanda daha önce bahsedilen biyolojik çeşitlilik açısından zengin doğal alanların yaratılması gibi dolaylı faydaları da içerir. Bu yerler daha sonra ya turizmi bölgeye çekebilecek kırsal yaşamın estetik açıdan hoş bir unsuru olarak ya da ürettikleri hayati ekosistem hizmetleri için herkes tarafından paylaşılır. Buna temiz hava, saf su, sağlıklı topraklar ve bölgede daha fazla işletmeyi desteklemek için kullanılan kereste gibi diğer yenilenebilir kaynakların daha hızlı yenilenmesi dâhildir.

 

8) Geleneksel bilginin korunması

Yiyecekler eylemlerimizi besliyor. Besleyici gıda, sağlıklı popülasyonları birbirleri ve gezegen için birçok büyük eyleme muktedir kılar. Aile çiftçileri olmadan toplumumuzun şimdi olduğu yerde olamayacağını söylemek güvenlidir. Geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimiz, bilgilerini çocuklarıyla paylaşan önceki nesil aile çiftçilerinin ellerinde.

 

Bilgiyi gelecek nesillere aktaranlar her zaman aile çiftçileri olmuştur. Aile çiftçileri, kendi yiyeceklerini yetiştirebilmenin kişisel bağını beslemek için çocuklarını büyüttüler. Sürdürülebilir tarımın değerlerini çocuklarına yazdırdılar. Onlara, kalitenin nicelikten daha önemli olduğunu öğrettiler. Bu, gerçekten önemseyen ve yılların tecrübesine dayanarak konuşan insanlardan başka hiç kimsenin size söylemediği bir şeydir. Geleneksel çiftçilerin bilgisi sadece öğretme becerileriyle ilgili değildir. Eski sırrı çiftçiliğin özünde, ekilen tohumlarda, yetiştirilen hayvanların genlerinde bile gizlidir.

 

Dünyanın birçok yerinde çiftçiler hâlâ geleneksel mahsullerin tohumlarını kendileri dağıtıyor. Örneğin, Afrika’da çiftçiler arasındaki tohum değişimi mahsulün yüzde 80 ila 90’ını üretiyor. “Çiftçi tarafından yönetilen tohum sistemleri” olarak adlandırılan bu sistemlerde yerel mahsullerden elde edilen tohumlar toplanır ve depolanır.

 

 

Bu işi ağırlıklı olarak kadınlar yapıyor. Gelecek yıl en iyi verimi sağlamak için kaliteli tohumları seçmekten kadınlar sorumludur. Ayrıca onları değiştirmekten ve daha fazla dağıtmaktan da sorumludurlar. Ya yerel pazarlarda tohum satıyorlar ya da akraba ve komşularına ücretsiz veriyorlar. Bu, tarımın uygun olmayan iklim nedeniyle zorlandığı alanlarda genellikle en iyi performansı gösteren geleneksel çeşitlerin çeşitliliğini korumak için son derece önemlidir.

 

9) Tarım ve iklim değişikliğinin azaltılmasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılması

Aile çiftliklerinin yönetimi çoğu durumda ekoloji ilkelerine dayanan sürdürülebilir bir gıda üretimi uygulaması olan agroekolojiden güçlü bir şekilde etkilenir. Agroekoloji sistemlerinde, çiftliğin üretimi ekosistem hizmetleri, biyolojik çeşitlilik ve yerel iklim ile yakından bağlantılıdır. Çiftçinin başarısı, doğal kaynakları bu başarıyı en üst düzeye çıkaracak şekilde kullanırken çiftliğini öngörülemeyen olaylar nedeniyle hasat kaybetme riskini en aza indirecek şekilde yönetme yeteneğine bağlıdır.

 

 

Bu nedenle aile çiftçileri, birbirini tamamlayacak şekilde birden fazla ürünü tek bir çiftlikte hayvan sistemleriyle birleştirir. Çiftçiler, doğal engeller oluşturarak toprağı güçlendirmek ve mahsulleri rüzgâr ve haşere saldırılarından korumak için ağaçlar veya çitler gibi doğal unsurları birleştirir. Ek olarak, iyi hasat olasılığını artıran kompostlama ve gübreleme gibi basit tekniklerle çiftliklerdeki besin maddelerini geri dönüştürürler. Ancak bu çevre dostu önlemleri kullanarak elde ettikleri tek şey iyi hasat değildir. Bu şekilde çiftçiler, daha az sera gazı salarak ve toprakta ve biyokütlede karbon depolama kapasitesini artırarak iklim değişikliğini azaltmaya yardımcı oluyor.

 

IFOAM Organics International tarafından hazırlanan bir rapora göre toprağın karbon depolama kapasitesi, organik maddenin bolluğuna ve kalitesine bağlıdır. Bu, toprak verimliliğini artırmak için doğal yöntemler ve malzemeler kullanan sürdürülebilir bir şekilde yönetilen çiftliklerde daha yüksektir. Örneğin kompostla gübrelenen ürün rotasyon sistemleri, yılda hektar başına iki ila altı metrik ton arasında karbon tutabilir. Aksine, yoğun tarımda sentetik azotlu gübrelerin aşırı kullanımı, topraktan karbondioksit şeklinde karbon salınımını artırır. Fark önemli olabilir. IFOAM raporunun belirttiği gibi, aşırı derecede gübrelenmiş monokültür topraklar aslında hektar başına yaklaşık 10.000 kilogram karbon kaybeder. Bunun da ötesinde, sentetik gübre uygulaması, karbondioksitten 300 kat daha güçlü bir sera gazı olan önemli miktarda nitröz oksit yayar.

 

Son sözler

En yoğun metropolün merkezinde ya da kırsal kesimde yalnız bir evde yaşıyor olmanız fark etmez. Sağlığınız ve yaşam kaliteniz sizi hasta etmeyecek yiyeceklere, temiz havaya ve tatlı suya bağlıdır. Tarım her üç yönüyle de ilgilenir ve çoğumuzun düşündüğü gibi olumsuz bir şekilde olmak zorunda değildir. Çoğu durumda aile çiftçileri sizinle aynı taraftadır. Aynı şeyi istiyorlar: temiz çevre ve sürdürülebilir gıda üretimi… Üstelik aktif olarak bunu başarmaya çalışanlar da onlar. Ürünlerini satın alarak onlara destek olun. Yemeklerini tatmanın keyfini çıkarın. İnşa ettikleri manzaraya hayran kalın çünkü boş zamanınızı geçireceğiniz manzara bile sizindir. Bu yolu kullandıkları için onlara saygı gösterin. Ve eğer yapabilirseniz onların mirasına devam edin.

 

 

X