Çeviren: Asena Güler

 

Yazar Andreas Malm ile iklim aktivizminin başarısızlıkları ve yükselişe geçme ihtiyacı üzerine.

 

İklim hareketi başarısız mı oldu?

Şu anda dünyaya şöyle bir bakınca cevabın evet olduğu sonucuna varmamak zor. Tüm eylemlere, protestolara, uyarılara rağmen dünya hala birçok yönden fosil yakıt endüstrisince rehin alınmış durumdadır.

İsveç Lund Üniversitesi’nden İnsan Ekolojisi Profesörü Andreas Malm’ın yeni kitabı basit ama bir o kadar kafa karıştırıcı bir soru soruyor: Ortaya konan tüm çabaya rağmen, küresel iklim hareketi neden çok daha radikal bir hale gelmedi?

Bu adil bir soru. Biz insanlar ciddi olsaydık, iklim değişikliği hakkında hâlihazırda bildiklerimize gerçekten inansaydık, rotayı değiştirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyor olurduk. Ve yine de değiliz. Onaylanma şansının çok az olduğu, söz konusu en iddialı politika tasarılar bile pek yeterli değil. Bu, Malm’ın kitabının çıkış ​​noktasıdır ve eğer onun mantığının izinden giderseniz, nahoş bulabileceğiniz bazı sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.

Bunu dobra dobra söylüyor: “Karbondioksit yayan yeni cihazlara hasar vermeli ve onları imha etmeliyiz. Onları hizmet dışı bırakın, paramparça edin, yakın, yıkın, havaya uçurun. Ateşe yatırım yapmaya devam eden kapitalistler bilsin ki mülkiyetleri çerçöp olacak.” Malm’a göre, bir seçeneğimiz var: Gezegeni yok eden mülkiyeti imha edin ya da bu mülkiyetin sunağında Dünya’yı kurban edin.

Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır başlıklı Malm’ın kitabı besbelli kışkırtmayı amaçlıyor. Ancak bu provokasyonun içinde, insanlığın karşı karşıya olduğu kriz hakkında nasıl düşündüğümüz ve nasıl hareket ettiğimiz konusunda ahlaki açıdan ciddi bir meydan okuma yatıyor. Ve tamamen dürüst olmak gerekirse, bu konuda ne hissettiğimden emin değilim. Örneğin, şiddet çağrısının, bu tür bir şiddet serbest bırakıldıktan sonra onu “kontrol etme” yeteneğimizi fazlasıyla abarttığını düşünüyorum. Ayrıca şiddetin stratejik faydasına (Malm’ın önerdiği gibi mülkün imha edilmesiyle sınırlı olsa bile) bundan kaynaklanabilecek muazzam geri tepmeyi göz önünde bulundurarak daha az güveniyorum.

Sean Illing

Bir bakıma sorunun bir parçası olduğumu hissediyorum. İçinde bulunduğumuz durumun farkındayım ama farkında değilmişim gibi hayatımı yaşamaya devam ediyorum.

Ya da belki kendime ve benim gibi olan insanlara karşı daha adil olabilmek sanki güçsüzmüşüm gibi yaşıyorum, sanki isteksizce kabullenmek tek seçenekmiş gibi. Şişelerimi geri dönüşüm kutusuna atıyorum ve her cuma sokağa çıkarıyorum fakat hepsi çok anlamsız geliyor. Ama belki de bu sadece kendime anlattığım bir hikâyedir. Çünkü ahlaki açıdan kabahatli olmaktansa etkisiz olmak daha iyidir.

Andreas Malm

Evet. Ancak bu, insanların kendilerini durumdan sorumlu olarak görmeleri ve “yerine getirmem gereken eylem düzeyinin şişeleri geri dönüştürmek” ve benzeri şeyler olduğunu hissetmeleri buradaki bilişsel, psikolojik ya da esasen politik sorunun bir parçası. Sizi kişisel olarak tanımıyorum ama bir petrol, gaz veya kömür şirketinin CEO’su olmadığınızı düşünüyorum. Gezegenin devam eden yıkımından çıkar sağlayan insanlardan biri değilsiniz. Tüketim alanında son derece lüks emisyonlarla meşgul, aşırı zenginlerden biri olmadığınızı da düşünüyorum.

Bu karmaşadan hepimizin sorumlu olduğunu düşünmemeliyiz. Sorumluluk, ağırlıklı olarak belirli bir insan kesimine ait, yani anlayacağınız hangi enerji kaynaklarının sömürülüp hangilerinin sömürülmeyeceği konusunda asıl yatırım kararlarını veren kişilerde . Bizim bireyler olarak katılım sağlamamız gereken faaliyet düzeyi, fosil yakıtların üretimini sürdüren çıkarlara karşı, başkalarıyla birlikte kolektif eylemde bulunmaktır.

Sean Illing

Bu kitapta bana çok önemli gelen bir şey yapıyorsunuz. İklim krizini esasen politik bir ekonomi sorunu olarak ifade ediyorsunuz. Bu bir bilim sorunu değil. Bu bir bilgi sorunu değil. Yapmamız gerekeni yapabilmek için bilmemiz gereken her şeyi biliyoruz ancak bizi sarmalayan çıkarlar sıkışıp kaldığımız yerde bizi tutmaya devam ediyor.

Aslında bunun bir kapitalizm sorunu olduğunu düşündüğünüzü söylemek çok mu basit?

Andreas Malm

Hayır, basit değil. Olan tam olarak budur.

Sean Illing

Burada sadece sizden alıntı yapacağım ve açıklama yapmanı isteyeceğim. “Sermayenin tarihi zaferi ile gezegenin yıkımı birdir ve aynı şeydir” diyorsunuz. Bu, doğası gereği kapitalizme bir itham mı yoksa kapitalizmin bu tezahürüne bir itham mı? Yoksa kapitalizmin iç mantığının bizi her halükarda bu konuma sürüklemesinin kaderinde yazılı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Andreas Malm

Ben sonuncusuna sıcak bakıyorum. Sadece bir örnek vereyim. Fransa, bu bağlamda pek tartışılmayan bir ülke. Fransa’daki en büyük tek şirket, dünyanın başlıca petrol ve gaz şirketlerinden biri olan ve şu anda Tanzanya ve Uganda’da dünyanın en uzun ısıtılmalı petrol boru hattını inşa eden Total (TotalEnergies SE)’dir. Irak’la oradaki petrol ve gaz altyapısının muazzam bir şekilde genişletilmesi için bir sözleşme imzaladılar. Daha da fazla fosil gazı elde etmek için Kuzey Kutbu’na gitmek istiyorlar.

Artık bu şirket varlığını bu şekilde sürdüremez. Alevler içinde kalmadan yaşayabileceğimiz bir gezegenimiz olacaksa böyle devam edemez. Bence bu şirket Fransa’da devlet tarafından devralınmalı. Kamulaştırılmalı, ulusallaştırılmalı ve fosil yakıt üretimini bırakmaya ve atmosferi daha da fazla kirletmek yerine temizlemeye zorlanmalıdır.

Bu, Fransa’da süregiden kapitalist statükoyla bağdaşabilir mi yoksa Fransa’daki kapitalist sınıfın bu kadar önemli bir kısmına meydan okumak, o ülkede mevcut kapitalistlerin ötesine geçen bir süreci harekete geçirir mi? Bilmiyorum. Kesinlikle pazarlığa tabi değil çünkü Emmanuel Macron (Fransa Cumhurbaşkanı) bu şirketi her açıdan destekliyor, Marine Le Pen (Aşırı sağ lider ) de Cumhurbaşkanı olursa farklı olmayacak. İhtiyacımız olan böylesi bir değişiklik ama gerçekten de hiçbir yerde olası değil.

Sean Illing

İklim aktivistlerinden ve vatandaşlardan, genel itibariyle neleri dikkate almalarını istediğiniz konusunda olabildiğince açık olmak istiyorum. Yönetici sınıfların yapılması gerekeni öylece yapmayacağını iddia ediyorsunuz. Hareketin yapması gerektiğini savunuyorsunuz ve  “Yeni karbon salımı yapan cihazlara zarar verin ve onları yok edin. Onları mahvedin, paramparça edin, imha edin, yakın, havaya uçurun. Ateşe yatırım yapmaya devam eden kapitalistler bilsin ki malları çöpe gidecek.” diyorsunuz.

Bunun herhangi bir ifadenin olabileceği kadar açık olduğunu düşünüyorum. Öyleyse sormama izin verin: Diğer şiddet içermeyen yaklaşımlar hüsranla sonuçlanırken bu yönde ilerlemenin neden başarılı olacağını düşünüyorsunuz?

Andreas Malm

Yani öncelikle, başarılı olup olmayacağını bilemiyorum. Bunu yapmaya başlarsak kazanacağımızı gördüğüm kristal bir kürem yok. Ama bence durum o kadar vahim, o kadar aşırı ki deneyimlemek, denemek zorundayız. Şimdiye kadar denediklerimiz bizi sadece bir yere kadar götürdü. Bize sınırlı bir başarı sağladı, ancak hala eğrileri aşmayı, emisyonları düşürmeyi ve geçişi başlatmayı başaramadık.

Şunu demek istiyorum, böyle bir yazdan sonra, üzerimize yağan onca felaketten sonra, insanların, gezegeni mahveden bu makinelerin, tesislere girmeksizin, faaliyetlerini durdurmaksızın, imha etmeksizin çalışmasına izin vermesi bana çelişkili geliyor.

Bence,  geçmiş toplumsal mücadele deneyimleri, eğer çok güçlü bir düşmanla savaşa giriyorsanız, o düşmana maddi zarar verebilecek taktiklere başvurmanız gerektiğini gösteriyor.  Bu, genellikle, mülk yıkımı ve mutlak barışçıl sivil itaatsizliğin ötesine geçen, egemen düzenle karşı karşıya gelme biçimlerini kapsar. Geçmişte daha militan yöntemlerden birini kullanmadan başarılı olmuş herhangi benzer bir durum ya da aynı doğrultuda bir mücadele bilmiyorum. İklim hareketinde olduğu gibi kibar, uysal ve nazik kalarak bu savaşı kazanacağımızı nasıl düşünebildiğimizi anlamıyorum.

Sean Illing

Terörü mü savunuyorsunuz?

Andreas Malm

Bazıları buna böyle der ama bu bana makul gelen bir terörizm tanımı değil. “Terörizm”, korku aşılamak amacıyla ayrım gözetmeksizin sivillerin öldürülmesidir. Bu benim savunduğum şeyden çok uzak.

Sean Illing

Sivillerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi kesinlikle terörizmdir ancak bu tanımı biraz değiştirerek terörizmin nihai noktasının korku aşılamak değil, siyasi bir tepkiyi kışkırtmak olduğunu söyleyebilirim ve kesinlikle burada bahsettiğimiz şey de bu.

Andreas Malm

Sorunun tam özünde yer alan mülklerin, iklim felaketleri dolayısıyla insanların ölümünde payı olan mülklerin yok edilmesini, bu makinelerin devre dışı bırakılmasını savunmanın, nasıl terörizm başlığı altında değerlendirildiğini anlamıyorum. Bazıları buna terörizm diyecek, tıpkı bazılarının geçen yıl Black Lives Matter (BLM) protestocularına terörist demesi gibi ama bu da başka bir sorun.

Sean Illing

Yani mülkiyete saldırı ile [insanlara karşı] şiddet arasında ahlaki bir ayrım yapıyor gibisiniz.

Andreas Malm

Kitapta bahsettiğim Katolik işçiler Jessica Reznicek ve Ruby Monto dâhil olmak üzere, Dakota Access Boru Hattı inşa edilirken sistematik olarak sabotaj gerçekleştiren bazı insanlar böyle söyler. Bunun şiddet içermeyen bir eylem tanımına girdiğini düşünen, istisnai, radikal bir Katolik geleneğinden geliyorlar. Bu yüzden birçok ekipmanı yok edebilir, yakabilir, havaya uçurabilir ve bunu şiddet içermeyen bir eylem olarak sınıflandırabilirler.

Benim bu mantıkla bizzat bir sorunum yok. Ama anladığım kadarıyla çoğu filozof bunun bir şiddet biçimi olduğunu söyleyecektir çünkü mülk sahipleri, bedenlerine zarar gelmemesine rağmen, kendilerine zarar verildiğini, çıkarlarının zarar gördüğünü düşünürler. Bu nedenle, iddiaları bunun bir tür şiddet olduğu yönünde olacaktır. Ancak bildiğim tüm filozoflar bunu, söz konusu insanların bedenlerini fiilen hedef almayan, niteliksel açıdan farklı bir şiddet biçimi olarak görüyor.

Örneğin, bir lastiği patlatmak ile araba sahibinin ciğerlerini parçalamak arasında fark vardır. Bunlar tamamen farklı iki şiddet türüdür ve aralarındaki ayrım açıktır. Ama aynı zamanda, insanlar bir caddede topluca yürürken, dükkânlardaki tüm camları kırarlarsa, yaptıklarının şiddet içermeyen bir şey olduğuna dair genel algıya karşı çıkmanın da zor olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bunu böyle görmüyor. Bir isyan, bir insana zarar vermese bile, genellikle şiddet içeren bir şey olarak algılanır.

Kitabımda, mülkiyetin yok edilmesi teriminin felsefi tanımını ve sağduyulu kullanımının bir şiddet biçimi olduğunu kabul ediyorum. Ancak bu, insanlara zarar vermekten niteliksel olarak farklı, şiddetin daha küçük bir biçimidir.

Sean Illing

Şu anki şiddetin sınırlarını gözden geçirmemizi gerektirecek kadar krizin uçsuz bucaksız olduğu ve gelecekte insan yaşamına yönelik büyük bir tehdit yaratacak noktada olduğunu düşünüyor musunuz?  Şahsen, bu mantığın ahlaki olarak mazur görülebilir olduğunu düşünmüyorum ve evvela daha fazla şiddetin etkili olabileceğini düşünmek için bir neden olduğundan bile emin değilim ama en azından sormak istedim.

Andreas Malm

Gelecekteki riskler ne kadar yıkıcı olursa olsun,  ne fosil yakıt üretimine karşı mücadelenin ölümlere ihtiyacı olacak, ne de böylesi eylemler davaya fayda sağlayacaktır. Bu yüzden bu çizgiye saygının elzem olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, ahlaki ya da stratejik gerekçelerle can almayı tüm bağlamlarda yok sayan bir barış yanlısı değilim; geçmişe baktığımızda, iki bariz örnekte, Amerikan İç Savaşı’nda Kuzey Cephesi’nin ve Avrupa’daki antifaşist partizanların mücadelesini tamamen destekliyorum.

Ama ahlaki hesabın bu şekilde değiştiğini düşünmüyorum çünkü  insanları –bedenlerini- incitmenin varsayımsal olarak bile gelecekteki hayatları nasıl kurtarabileceğini anlamıyorum.

Sean Illing

Protesto eylemlerinin kitlesel katılım temelinde başarılı olup olmadığı ve kitle katılımını caydırmanın en kolay yolunun da şiddete başvurmak olduğu, sivil itaatsizlik ve şiddetsizlik literatüründe az çok bilinen bir gerçektir. Bu savla ilgili birçok sorununuz var. Sizce gözden kaçırılan ne? Bunun nesi yanlış ?

Andreas Malm

Bu sav lehine öne sürülen hemen hemen tüm tarihsel vakalar, aksini göstermektedir. Ancak uzak geçmişe saplanıp kalmamıza gerek yok, 2020 yılında ABD’de neler olduğuna bakmamız yeterli olur.

George Floyd’un öldürülmesinden sonra, Minneapolis’te insanlar ayaklandı ve cinayetten üç gün sonra Üçüncü Bölge’deki polis karakoluna baskın düzenlediler, orayı yaktılar ve içini tamamıyla boşalttılar. Şu kadarını söyleyebilirim ki bu olay, insanların BLM protestolarına daha önce hiç görülmemiş bir ölçekte katılım sağlamasını hızlandırdı. Tabii ki gösterilerin baskın çoğunluğu barışçıldı ancak mülk yıkımı amaca zararlı şeklinde küçümsenemez.

Bence tam tersine, o karakolun basılmasının insanlara işaret ettiği şey, polis güçlerinin Afroamerikalılara uyguladığı sistematik şiddetin kader olmadığıdır. Bu, boyun eğmek zorunda olduğumuz bir şey, doğanın bir kanunu değil. Fiziksel olarak engelleyebileceğimiz ve sona erdirebileceğimiz bir şey. Bu, insanları ABD tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir ölçekte aktivizmle ilgilenmesini teşvik etti. Sokaklardaki insan sayısını hesaba katarsak, bildiğim kadarıyla Amerikan tarihinin en büyük toplumsal hareketiydi.

İklim hareketinin de benzer bir şeye ihtiyacı var çünkü insanlar fosil yakıt altyapısını kontrolümüz dışında, durduramayacağımız, doğanın bir gerçeği olarak algılama eğilimindeler. Bu nedenle, hayatımızı mahveden bu felaketler, onlarla birlikte yaşamaya, elimizden geldiğince uyum sağlamaya çalışabileceğimiz bir şey olarak algılanır.

İnsanların unutmaya meyilli olduğu bir diğer şey de bu yaz dünyanın her yerinde gördüğümüz felaketlerdir, küresel ısınma bu kadarla yetinmeyecek. Yani, insanlar böyle şeyleri deneyimliyor ve “İşte, yeni normal bu.” diyorlar. Ama küresel ısınmada temel bir hat yok. Durmadan daha kötüye gidiyor. Karbon emisyonuna ne kadar uzun süre devam ederseniz, atmosferde hâlihazırda birikmiş olana ne kadar çok eklerseniz, o kadar kötü olacaktır. Küresel ısınma ile ilgili tecrübe edilen her deneyim, gelecekte durumun nasıl olacağına dair her zaman bir fikir verir, yani bundan 10 yıl sonraki gelecekte, bu yaz olanlar son derece iyi niyetli görünebilir.

Sean Illing

Geçen yaz BLM protestolarında bile, polis karakollarının yakılıp yıkılmasının harekete yardımcı olduğunu düşünmüyorum. Hareket, o olay yaşanmaksızın da başarılı olurdu. Bunun, kamuoyunu aleyhine çevirme riskini taşıdığını düşünüyorum. Ama bu yüzden başarılı olduğunu düşünmüyorum. Nazikçe söylemek gerekirse, bunun işe yaramadığını düşünüyorum.

Bu tür güçleri serbest bırakmak konusunda ne kadar kaygılı olduğunuzu merak ediyorum. Yani, kitapta buna “kontrollü siyasi şiddetin sanatı” diyorsunuz. Ancak siyasi şiddetin, özellikle de aşırı uçlar söz konusuyken hataya mahal vermeyen bir şekilde kontrol edilebileceğini sanmıyorum.

Bu durum sizi ne kadar endişelendiriyor?

Andreas Malm

Hayır, şüphesiz, elbette. Her türlü gizli tuzak, tehlike ve risk var ve o kadar geç kaldık ki ileriye giden hiçbir yol risksiz değil. Aynı tas aynı hamam devam ederseniz bu çok büyük oranda tehlikeye yol açar.

İklim hareketi için özel bir taktik olarak barışçıl sivil itaatsizlik, yetersizlik tehlikesi taşıyor. Savunduğum türden bir gerginlik, kontrol edilemeyen siyasi güçleri ve şiddeti serbest bırakma riski taşıyor. Evet, bu risk var. Siyasi şiddetin kontrol altına alınabileceğini düşünüyorum. Herhangi bir şiddet türüne kalkışır kalkışmaz, otomatik olarak kontrolün ötesinde bir türe, bilmiyorum, kan davası veya şiddet cümbüşü veya bunun gibi bir şeye dönüşeceği fikrini, desteklemekte zorlanıyorum.

Yine, geçen yılki George Floyd ayaklanması buna bir örnek çünkü bence hareketin radikal kanadının giriştiği şiddetin seviyesi konusunda kolektif bir disiplin vardı.

Eğer hareket, bu haddi, bu çok önemli sınırı aşarsa ve insanları öldürmeye başlarsa ters tepkinin muazzam olacağına dair genel bir anlayış vardır. “Bu özel şiddet türüne kalkışıyoruz. Bireylere zarar vermeyeceğiz, insanları öldürmeyeceğiz ama mülkiyete zarar vereceğiz.” diyerek bu haddi ve sınırı başarıyla korumaya karar veren militan hareketlerin olduğu birçok örnek vardır. Bunun imkânsız olduğunu düşünmüyorum.

Metnin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.