Çeviren: Elif Keçeci

1972 yılında, küresel çevrenin korunması ve geliştirilmesine olan bağlılığımızı teyit etmek için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 5 haziran gününü Dünya Çevre Günü ilan etti. Biz de bugün Dünya Çevre Günü’nü anmak adına sulak alanların ve kaynaklarının korunmasına ve akıllıca kullanılmasına odaklanan bir anlaşma olan Ramsar Sözleşmesi’ne göz atıyoruz.

 

17 Temmuz 1964’te Donald Campbell kurak bir çölde saatte 649 kilometre hızla giederek dünya rekorunu kırdıktan sonra özel olarak tasarlanmış Bluebird-Proteus CN7 model arabasından indi, tuzlu zemine adım attı, ve kurak çöl havasından içine derin bir nefes çekti. O an neler düşündüğünü bilmiyoruz, ama sulak alanları düşünmediği kesin. Çölün ortasında durduğunu sanırken, aslında bir “sulak alanın” içinde olduğunu söyleseler muhtemelen inanmazdı.

 

Hız rekoruna ev sahipliği eden bu kurak düzlük, bir gün Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi’ne dâhil edilebilir mi? İmkânsız görünüyor, fakat Avustralya’nın Eyre Gölü Havzası rekorları kırıyor, kuralları hiçe sayıyor.

 

Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Sözleşmesi (Ramsar Sözleşmesi) diğer sözleşmelerden her zaman biraz farklı olmuştur. Genelde uluslararası sözleşmeler büyük devletler tarafından yürütülen eylemler etrafında birleşirken, Ramsar Sözleşmesi üç sivil toplum kuruluşu arasındaki yoğun diyalogdan doğdu: Uluslararası Doğayı Koruma Birliği, Uluslararası Su Kuşları Sulak Alanları Araştırma Bürosu (artık, Wetlands International) ve Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi (şimdiki adı BirdLife International). 1962 yılında Fransız Camarque bölgesinde yapılan konferans sırasında bu üç sivil toplum kuruluşu, dünyadaki sulak alanlardaki azalmayı ve bununla bağlantılı su kuşlarına yönelik tehditleri ele almak için uluslararası bir sözleşmenin oluşturulması çağrısında bulundu. Bunu izleyen 8 toplantı sonrasında 1971’de 18 ülke, sözleşmeyi imzalamak için İran’ın Ramsar kentinde bir araya geldi.

 

Bugün 160 imzacısı olan Ramsar Sözleşmesi, 50.yılını kutlarken küresel toplumda kalıcı bir yankı bulduğu açık. Şu anda dünya çapında 1,9 milyon kilometre kareden fazla alan kaplayan toplam 2.000’den fazla Ramsar sahası var.

 

Daha Fazla İmzacı, Daha Fazla Alan, Daha Fazla Aktivite

 

Sözleşmenin özünde, “dünya çapında sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına bir katkı olarak” sulak alanların korunmasını ve akıllıca kullanılmasını teşvik etme misyonu vardır. Her yeni imzacının, katılım sırasında Ramsar Listesi’ne dâhil edilmek üzere en az bir sulak alan belirlemesi gerektiği için, alanların kurulmasına odaklanmak çok önemli olmuştur.

 

Sözleşme metni, su kuşlarına ve habitatlarına güçlü bir şekilde odaklanıyordu, ancak yıllar içinde sözleşme gelişti ve faaliyetlerinin kapsamı da genişledi.

 

Asıl gelişim, 1990’ların ortalarında, Avustralya’nın Brisbane kentinde düzenlenen Ramsar Sözleşmesi’nin Altıncı Taraflar Konferansı’nda (COP) odak noktası su kuşları için basit sulak alan yönetiminden uzaklaştıkça başladı.

 

Kosta Rika, San Jose’de düzenlenen Ramsar COP 7’de, entegre nehir havzası yönetimi ve sularda çevresel kalitenin iyileştirilmesi gibi konulara daha çok odaklanıldı. 2002 yılında İspanya’da düzenlenen Ramsar COP 8 ile sözleşmenin çatısı altında bir dizi yeni konu ortaya çıktı: su tahsisi, iklim değişikliği ve sulak alanlar, entegre kıyı bölgesi yönetimi ve sulak alanların kültürel değeri.

 

Kuşlar İçin Sulak Alanlar” Anlayışından “İnsan İçin Su” Mottosuna

 

Ramsar Sözleşmesi’nin tarafları tarafından ele alınan konu yelpazesindeki bu genişleme, belki de insanlığın ve toplulukların, onları çevreleyen sulak alanların sağlığı ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğuna dair daha derin bir anlayışın kanıtıdır. Sulak alanların sağladığı ekosistem hizmetleri, uygarlığı ezelden beri şekillendirmiştir.

 

Su, bugün dünyadaki en kritik çevre sorunlarından biridir ve maalesef nüfus arttıkça ve iklim değişikliğinin etkileri giderek daha fazla tahmin edilemez oldukça, ağır hava koşulları yarattıkça önemi artacaktır.

 

Ramsar Sözleşmesi’nin tarafları, odağını yalnızca su kuşlarının yaşam alanlarıyla sınırlandırmak istese bile, sulak alanlara yönelik artan toplumsal taleplerden dolayı -içme suyu, gıda, ulaşım, hidroelektrik gibi- bu sınırlamayı yapamazlar. Çünkü bu, ekosistemleri çevreleyen toplulukları ve temel ihtiyaçlarını görmezden gelmek olur. Bu nedenle, Ramsar Sözleşmesi’nin kapsamını bu konuları daha bütünsel bir anlamda ele alacak şekilde genişletmesi hem mantıklı hem de faydalı görünmektedir.

 

Aynı şekilde, Ramsar Listesi’ne dahil edilen yeni alanların türleri de genişledi. Önceden, listeye eklenen yeni yerleşim alanlarının çoğu göçmen kuşlar için kritik öneme sahipti; Avustralya’daki Coburg Yarımadası, Kanada’nın Kuzeybatı Toprakları’ndaki Dewey Soper Göçmen Kuş Cenneti, Güney Afrika’daki De Hoop Vlei, Ürdün’deki Azraq Vahası ve İran’daki Rud-e-Gaz ve Rud-e-Hara Deltaları gibi.

 

Bugün hala bazı yerlerin listeye eklenmeleri kültürel önemlerinden dolayı yavaş olsa da -İspanya’daki lagün kompleksi, ve Tazmanya’daki Moulting Lagünü gibi-  yeni alanlar genellikle daha geniş kriterlere göre belirlenir. Bu kriterlerin genişlemesi, su sorunlarının ve insan güvenliğinin temelinde sulak alanların “akıllı kullanımı” olduğu bilincini yansıtıyor.

 

İş Birliği

 

Bununla birlikte, sözleşmenin genişletilmiş yetki alanı, eleştirilmiştir de. Ele aldığı sorunların önemi konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok gibi görünüyor, daha ziyade Ramsar’ın ilk etapta bu konulara bakması gerekip gerekmediği tartışma konusu. Bununla birlikte, uzun tarihi, kapsamlı site kataloğu ve 160 imzacısının olması, onun lehine olan güçlü argümanlardır. Ancak anlaşmazlık, bugün küresel toplulukta ciddi bir paradoksun belirtisidir. Uluslararası ortamda, benzer hedeflere yönelik çalışan, özellikle sözleşmeler olmak üzere, giderek artan sayıda kuruluş görüldü, ancak artan parçalanma ve fazlalık koordinasyonu engelledi ve daha az dayanıklı olan bir kurumsal sisteme yol açtı. “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur” denilebilir.

 

Ancak bu zorluklar karşısında, Ramsar Sözleşmesi’nin başlangıçta bir grup STK’nın ortak çabalarından kaynaklandığını hatırlamak umutlandırıcıdır. Sözleşme,kuruluşlar arasında küresel eylemi etkin bir şekilde koordine etmeye çalışırken, başlangıçta büyümesini sağlayan işbirliği ruhundan yararlanabilir.

 

Yeniden 1964’e, Donald Campbell’in Eyre Gölü’nün kurumuş göl yatağını geçerek kara hız rekoru kırmasına dönelim.

 

Eyre Gölü, Avustralya’nın en alçak noktası ve endorik Eyre Gölü Havzası’nın merkezidir. Bir kapalı havza sistemi olarak göl, havzanın kuzeydoğusundan gelen nehir akışları ve özellikle La Niña (Pasifik Okyanusu boyunca deniz yüzeyi sıcaklıklarının soğuduğu dönem) yıllarında şiddetli olan yoğun yağış dönemleri sayesinde mevsimsel olarak genişler. Daha sonra buharlaşma nedeniyle kurur. Bununla birlikte, kurak mevsimde bile bir miktar su kalır ve normalde daha küçük iç alt göllerde toplanır.

 

Eyre Gölü dolmaya başladığında doğa harikası bir şölen gerçekleşir. Gölü dolduran şişmiş nehirler, canlı balıkları ve tuzlu su karidesini getirir ve popülasyonları patladıkça, Avustralya kıtasının her iki tarafından çok sayıda su kuşu beslenmek ve üremek için göle gelir. Farklı kuş popülasyonlarının tek bir yerde toplanması, genellikle birbirinden izole edilen popülasyonların genetik olarak karıştırılması için kritik bir fırsat sağlar. Ancak, sadece birkaç ay ile bir yıl arasında, göl genellikle tekrar kurak araziye döner.

 

Peki, burası sulak alan mı?  Donald Campbell bu soruyla dalga geçerdi. Peki ya gölün dolduğu ve kuşların geldiği nadir anların birinde ziyaret etme şansı bulanlar ne derdi? “Ölçemediğinizi yönetemezsiniz” mottosuyla yönetilen uluslararası bir kuruluşta bazıları bir sulak alanın çoğu zaman kuruysa ve bir sonraki ıslaklık süresi öngörülemiyorsa etkili bir şekilde yönetilemeyeceğini iddia edebilir.

 

Sulak alan olsun ya da olmasın, önemli bir alan olduğu gerçeği değişmiyor. Eyre Gölü; ekolojik değerinin yanı sıra, yerli halk için muazzam kültürel değere sahip. 1987’de yukarı havza nehir sistemi Cooper Creek (ve özellikle taşkın yatağının Coongie Gölleri olarak bilinen kısmı) Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan olarak listelendi. Belki de tüm sistemin bu şekilde listelenmesinin zamanı gelmiştir!

 

Ramsar 51. yılına girerken, rahat koltuklarımızsan kalkıp sözleşmeyi uygulamaya geçirmenin tam zamanı!

 

*Bu yazı 2012 yılında United Nations Üniversitesi internet sitesinde yayımlanmıştır.